ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonlarının 100. günü geride kalırken, Körfez ülkeleri savaşın güvenlik, ekonomi ve bölgesel ittifaklar üzerindeki derin etkileriyle boğuşuyor. Basra Körfezi'nin iki yakasındaki monarşiler, on yıllardır süren stratejik ön kabullerini sorgulamak zorunda kalıyor: ABD güvenlik şemsiyesi ne kadar güvenilir? Petrol ve doğalgaz yataklarının bulunduğu bu hassas bölgede ekonomik istikrar nasıl korunacak? Savaşın başlamasından bu yana geçen 100 gün, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt gibi ülkeleri hem askeri hem diplomatik hem de ekonomik açıdan yeni bir denklemle yüzleştirdi.
Güvenlik Paradigmasının Çöküşü
İran’a yönelik askeri müdahale, Körfez ülkelerinin yıllardır sürdürdüğü “dengeleme” politikasını temelinden sarstı. Bir yandan ABD ile geleneksel güvenlik bağlarını korumaya çalışan Körfez ülkeleri, diğer yandan İran'la doğrudan bir çatışmanın kendi topraklarına sıçramasından endişe ediyor. Suudi Arabistan ve BAE, İran'ın balistik füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı hava savunma sistemlerini acilen güçlendirme kararı alırken, Katar ve Kuveyt ise arabuluculuk girişimlerini hızlandırdı. Savaşın 100. günü itibarıyla Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri arasında ortak bir tutum oluşturulamaması, bölgesel ittifakların ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Özellikle Suudi Arabistan'ın, İran'la 2023'te Çin arabuluculuğunda imzaladığı normalleşme anlaşması, savaşın başlamasıyla birlikte rafa kalkmış durumda. Bu durum, Riyad yönetimini yeniden Washington'a yakınlaşmaya iterken, bir yandan da bağımsız bir askeri kapasite inşa etme çabalarını hızlandırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Piyasaları ve Yeni İttifaklar
Savaşın küresel enerji piyasalarına etkisi beklenenden daha sınırlı kaldı. Petrol fiyatları savaşın ilk haftalarında varil başına 120 doları test etse de, Körfez ülkelerinin ek üretim kapasitelerini devreye sokması ve ABD'nin stratejik rezervlerini piyasaya sürmesi sayesinde fiyatlar 85-95 dolar bandında istikrar kazandı. Ancak bu geçici bir denge. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, bölgedeki sigorta primlerini yükseltti ve ticaret rotalarının alternatif güzergahlara kaymasına neden oldu. Körfez ülkeleri, Çin ve Hindistan'la yaptıkları uzun vadeli enerji anlaşmalarını gözden geçirirken, Rusya ve Türkiye ile yeni enerji koridorları oluşturma arayışına girdi. Özellikle Katar, doğalgaz ihracatını Avrupa'ya yönlendirme konusunda Ankara ile iş birliğini derinleştirdi. Bu gelişme, bölgesel güç dengelerinde Türkiye'nin elini güçlendiren bir faktör olarak öne çıkıyor. Askeri boyutta ise, ABD'nin bölgedeki üslerinin sayısını artırması, Körfez ülkelerinin egemenlik hassasiyetlerini tetiklemiş durumda. Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa ve Hindistan'la yeni savunma anlaşmaları imzalarken, Suudi Arabistan kendi savunma sanayiini geliştirme projelerini hızlandırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran savaşının 100. günü, Türkiye'nin bölgesel konumunu bir kez daha stratejik bir kavşak noktasına yerleştiriyor. Güvenlik açısından, İran'ın zayıflaması Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki nüfuz alanını genişletebileceği gibi, İran'dan kaynaklanan PKK/PYD tehdidini de azaltabilir. Ancak savaşın uzaması halinde bir mülteci akını riski ve sınır güvenliğinin maliyeti artabilir. Ekonomik olarak, Körfez ülkelerinin enerji rotalarını çeşitlendirme çabaları, Türkiye'yi doğalgaz ticareti için önemli bir geçiş ülkesi konumuna yükseltiyor. Katar'la yapılan anlaşmalar ve Türkiye'nin enerji merkezi olma vizyonu bu bağlamda değerlendirilebilir. Diplomatik cephede, Ankara hem Körfez ülkeleriyle hem de İran'la dengeli bir ilişki sürdürmeye çalışırken, ABD-İsrail hattında arabuluculuk yapma potansiyeli taşıyor. Türkiye, bu krizde hem NATO müttefiki olarak hem de bölgesel bir aktör olarak çok boyutlu bir sınav veriyor. Kısa vadede savaşın yayılmasını engellemek, uzun vadede ise kalıcı barışın tesisine katkıda bulunmak, Ankara'nın temel öncelikleri arasında yer alıyor.