ABD'nin İran'a ait Basra Körfezi'ndeki stratejik adaları ele geçirmek için askeri bir operasyon düzenleyip düzenleyemeyeceği sorusu, son haftalarda uluslararası güvenlik çevrelerinde yeniden tartışmaya açıldı. Uzmanlara göre böyle bir harekât, askeri açıdan dramatik bir gösteri olabilir ancak Washington'un ödemeye hazır olduğu siyasi ve stratejik maliyetler, bu senaryoyu şimdilik olasılık dışı bırakıyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran'ın güney kıyılarına yakın konumda bulunan Ebu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adaları, Basra Körfezi'nin en hassas geçiş noktalarından Hürmüz Boğazı'na hakim bir mevkide yer alıyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile İran arasında egemenlik ihtilafı bulunan bu adalar, 1971'den bu yana fiilen Tahran yönetiminin kontrolünde. Adalar, İran'ın askeri varlığını güçlendirdiği ve deniz ticareti rotalarını tehdit edebileceği kilit noktalar olarak öne çıkıyor.
ABD'nin bu adalara yönelik olası bir operasyonu, İran'ın nükleer programı ve bölgesel milis güçleriyle bağlantılı olarak değerlendiriliyor. Son dönemde İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması, İsrail ile gerginliklerin tırmanması ve Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları, ABD yönetimini Tahran'a karşı daha sert önlemler almaya itebilir. Ancak böyle bir harekâtın, özellikle İran'ın misilleme kapasitesi ve bölgesel ittifaklar üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, ciddi riskler barındırdığı belirtiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Adaların ele geçirilmesi, ABD için Basra Körfezi'ndeki deniz ticaret yollarını tam kontrol altına alma fırsatı sunsa da, bu adımların İran'ı daha agresif bir tutuma itmesi muhtemel. Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı'nı mayınlama, balistik füzelerle ABD üslerini hedef alma veya vekil güçler aracılığıyla bölgesel istikrarsızlığı artırma seçeneklerine sahip. Ayrıca, Çin ve Rusya'nın İran'a verdiği diplomatik destek, ABD'nin tek taraflı bir müdahalesini uluslararası alanda yalnızlaştırabilir.
Bölge ülkelerinin tepkisi de kritik. Suudi Arabistan ve BAE, İran'ın adalar üzerindeki egemenliğini tanımamakla birlikte, doğrudan bir askeri çatışmanın kendi topraklarını da hedef alabileceği endişesiyle temkinli bir pozisyon izliyor. Irak ve Katar gibi ülkeler ise ABD-İran gerginliğinin tırmanmasından en olumsuz etkilenecek aktörler arasında.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Basra Körfezi'ndeki bu gelişmeyi yakından izlemekle birlikte, bölgede doğrudan bir askeri angajmandan kaçınma eğiliminde. Ankara, İran ile enerji ticareti ve komşuluk ilişkilerini sürdürürken, ABD ile NATO müttefiki olarak stratejik diyaloğunu korumak zorunda. Olası bir ABD müdahalesi, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini tehdit edebilir ve İran'dan doğalgaz ithalatını riske atabilir. Ayrıca, Irak ve Suriye'deki güç dengelerini etkileyebilecek bu tür bir operasyon, Türkiye'nin terörle mücadele ve bölgesel istikrar politikalarını da doğrudan etkileyebilir.