ABD merkezli iki sivil toplum kuruluşu, Çarşamba günü Trump yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (ICC) yönelik yaptırım kararına karşı dava açtı. Davacılar, başkanlık kararnamesinin Amerikan vatandaşlarının anayasal ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini savunuyor. Söz konusu kararname, ICC soruşturmalarına destek veren veya mahkeme ile işbirliği yapan kişi ve kurumların ABD'deki mal varlıklarını donduruyor ve vize başvurularını engelliyor. Dava, Washington DC Bölge Mahkemesi'nde açıldı ve hukuki sürecin önümüzdeki aylarda devam etmesi bekleniyor.
Kararnamenin arka planı ve hukuki boyutu
Trump yönetimi, ICC'nin Afganistan'da ABD askerlerinin işlediği iddia edilen savaş suçlarına yönelik soruşturmasına tepki olarak Haziran 2020'de 13928 sayılı başkanlık kararnamesini yayımlamıştı. Kararname, ICC personeli, aileleri ve mahkeme ile işbirliği yapan herkesi hedef alıyor. Dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ICC'yi “politik bir araç” olarak nitelendirmişti. Davayı açan kuruluşlar ise bu adımın, uluslararası hukuka ve ABD Anayasası'nın Birinci Ek Maddesi'ne aykırı olduğunu belirtiyor. Onlara göre yaptırımlar, insan hakları ihlallerini belgelemek isteyen gazetecileri, akademisyenleri ve sivil toplum aktivistlerini hedef alıyor. Dava dilekçesinde, kararnamenin “aşırı geniş” ve “muğlak” olduğu, bu nedenle yasal faaliyetleri bile caydırdığı vurgulanıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Trump'ın ICC'ye yönelik bu sert tutumu, Avrupalı müttefikler ve insan hakları örgütleri arasında geniş çapta eleştiri almıştı. Avrupa Birliği, ICC'nin bağımsızlığına saygı duyulması gerektiğini belirtirken, bazı AB ülkeleri mahkeme ile işbirliğini sürdüreceklerini açıkladı. Öte yandan, ICC'nin İsrail ve Filistin soruşturmaları da benzer bir gerilim yaratmıştı. Uzmanlar, bu davanın sonucunun, uluslararası ceza hukukunun geleceği ve ABD'nin küresel insan hakları mekanizmalarına karşı tutumu açısından emsal teşkil edebileceğini belirtiyor. Ayrıca, Biden yönetiminin bu politikayı sürdürüp sürdürmeyeceği merak konusu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ICC'ye taraf olmamakla birlikte, mahkemenin Filistin soruşturmasını desteklemiş ve İsrail'in Gazze'deki eylemlerine ilişkin şikayette bulunmuştu. Trump'ın yaptırımları, uluslararası hukukun siyasallaşması riskini artırırken, Türkiye açısından ICC'nin bağımsızlığının zayıflaması, Filistin davasının uluslararası platformda takibini zorlaştırabilir. Öte yandan, ABD'deki bu hukuki mücadele, benzer yaptırım kararlarının anayasal sınırlarını test etmesi açısından önem taşıyor. Türkiye, uluslararası adalet mekanizmalarının etkinliğini korumaya yönelik çabalarla ilgilenmeli ve bu süreci yakından izlemelidir.