ABD ile İran arasında 2023 yılında imzalanan Mutabakat Zaptı'nın (MOU) ardından ikinci kez taraflar doğrudan askeri çatışma zeminine kaydı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, İran Devrim Muhafızları'na bağlı deniz unsurlarının Hürmüz Boğazı'nda seyir halindeki ticari gemilere ateş açması üzerine ABD savaş uçaklarının hassas mühimmat kullanarak İran hedeflerine saldırı düzenlediği bildirildi. ABD'li yetkililer, operasyonda 80 ayrı noktanın vurulduğunu ve saldırıların İran'ın deniz ticaretine yönelik tehdidini bertaraf etmeyi amaçladığını belirtti.
Arka Plan: Mutabakat Zaptı'nın Kırılgan Yapısı
Geçen yılın başlarında imzalanan Mutabakat Zaptı, ABD ile İran arasında nükleer program ve bölgesel çatışmalar konusunda bir yumuşama dönemi başlatmıştı. Ancak bu mutabakat, tarafların birbirine duyduğu derin güvensizlik nedeniyle en başından beri kırılgan bir yapıya sahipti. Anlaşma kapsamında İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırmayı ve Hürmüz Boğazı'ndaki askeri varlığını azaltmayı taahhüt ederken, ABD de bazı yaptırımları hafifletmişti. Ancak özellikle son aylarda İran'ın bölgedeki vekil güçler aracılığıyla ABD ve müttefiklerine yönelik saldırıları arttı. Geçtiğimiz hafta İran destekli Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılarına misilleme olarak ABD'nin Yemen'deki hedefleri vurması, gerilimi tırmandırmıştı.
Bugünkü olay ise Hürmüz Boğazı'nın kritik önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Tankerler ve yük gemileri, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği bu dar su yolunda seyrederken İran unsurlarının müdahalesi, küresel enerji piyasalarında paniğe yol açtı. İran'ın bu hamlesi, mutabakatın kendisine sağladığı ekonomik rahatlamanın yeterli olmadığını düşündüğü ve uluslararası baskıya karşı elindeki en büyük kozu kullanma niyetinde olduğu şeklinde yorumlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı'ndaki bu son çatışma, sadece iki ülke arasındaki bir anlaşmazlık olmaktan çıkarak bölgesel bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Körfez ülkeleri, İran'ın boğazı kapatma tehditlerine karşı yıllardır alternatif enerji koridorları geliştirmeye çalışsa da, kısa vadede dünya enerji ticareti büyük ölçüde bu geçişe bağımlı. Petrol fiyatları, çatışma haberlerinin ardından varil başına yüzde 7 artarak 95 dolar seviyesine yükseldi. Uzmanlar, krizin daha da derinleşmesi halinde fiyatların 100 doların üzerine çıkabileceği uyarısında bulunuyor.
Uluslararası toplumdan henüz ortak bir açıklama gelmezken, ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'ı 'provokatif eylemleri derhal durdurmaya' çağırdı. Avrupa Birliği'nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 'diplomasiye dönülmesi' gerektiğini vurguladı ancak somut bir öneri sunmadı. Rusya ve Çin ise henüz resmi bir tutum belirlemedi. Bölgedeki bir diğer kilit aktör olan İsrail, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeleri endişeyle izliyor; İran'ın bu hamlesinin, nükleer programına ilişkin uluslararası baskıyı hafifletmeyi amaçlayan bir taktik olabileceği değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki bu çatışma, Türkiye'yi enerji arz güvenliği ve bölgesel istikrar açısından doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir. Türkiye, İran ile enerji ticareti yapmakta ve Karadeniz'den Akdeniz'e uzanan enerji koridorlarında aktif bir rol oynamaktadır. Boğazın olası bir kapanması, petrol ve doğal gaz fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin enerji ithalat maliyetini artırabilir ve cari açık üzerinde baskı yaratabilir. Ayrıca, Türkiye'nin İran ile sınırı ve bölgesel işbirliği dinamikleri göz önüne alındığında, Ankara'nın bu krizde arabulucu veya dengeleyici bir rol üstlenmesi mümkün görünmektedir. Türk dış politikası, genellikle komşularıyla sorunları diyalog yoluyla çözmeyi tercih ederken, ABD-İran arasında derinleşen bir çatışma Türkiye'nin hem NATO müttefiki ABD hem de enerji ortağı İran ile ilişkilerini zorlayabilir.