ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonlarının altıncı ayına girilirken, Demokrat Parti liderleri Başkan Donald Trump'ın politikalarını 'sonsuz bir savaşa' dönüşen bir strateji olarak nitelendirdi. Kongre'de artan muhalefet, bölgede tırmanan gerilimin ve insani krizin sona ermesi için Beyaz Saray'a daha fazla baskı yapılmasını öngörüyor. Demokratlar, operasyonların başlangıcından bu yana geçen sürede müdahalenin maliyetinin arttığını ve stratejik hedeflerin belirsizleştiğini savunuyor.
Savaşın Arka Planı ve Altı Aylık Değerlendirme
Ocak ayında başlayan ve giderek genişleyen askeri harekat, Basra Körfezi'nde tanker güvenliğinden başlayarak İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırılara kadar uzanan bir operasyon ağını içeriyor. Başkan Trump, operasyonların amacının 'İran'ın nükleer silah elde etmesini kalıcı olarak engellemek' olduğunu açıklamıştı. Ancak altı ay sonunda İran'ın balistik füze programı ve bölgesel vekil güçleri üzerindeki etkisi devam ediyor. Uzmanlar, hava saldırılarının İran'ın altyapısını önemli ölçüde zayıflattığını ancak rejimin içerideki kontrolünü güçlendirdiğini belirtiyor.
Pentagon verilerine göre, operasyonların maliyeti 12 milyar doları aşarken, İran'da sivil kayıpların sayısı 2.000'e yaklaştı. Bu durum, uluslararası toplumun tepkisini çekerken, ABD içinde de savaş karşıtı protestoların artmasına yol açtı. Özellikle genç seçmenler arasında artan karşıtlık, Demokrat Parti'nin iç dinamiklerini de etkiliyor. Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, yaptığı açıklamada, 'Bu savaş ne askeri ne de diplomatik bir zafer getirdi. Sadece belirsizlik ve kaos yarattı. Kongre'nin savaş yetkisini kullanma hakkı yeniden değerlendirilmelidir' ifadelerini kullandı. Senato'daki bazı Cumhuriyetçiler de maliyetlerin artmasından endişe duyduklarını ancak Başkan'ın İran'a karşı sert tutumunu desteklemeye devam ettiklerini dile getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran'daki çatışmalar, Ortadoğu'nun genelinde istikrarsızlığı derinleştirdi. İran'ın desteklediği gruplar, Irak ve Suriye'de ABD güçlerine yönelik saldırılarını artırırken, Yemen'de Husilere yapılan askeri yardım, Suudi Arabistan'ın güvenlik endişelerini büyüttü. Öte yandan İran'ın petrol ihracatı neredeyse sıfır noktasına gerilerken, küresel enerji piyasalarında arz endişeleri koruyor; petrol fiyatları varil başına 85 dolar civarında istikrarını koruyor.
Rusya ve Çin, ABD'nin İran'a yönelik saldırılarını kınayarak, İran'a ekonomik ve askeri desteklerini artırdı. Moskova, Tahran'a gelişmiş hava savunma sistemleri sevk ederken, Pekin İran ham petrolünü uygun fiyatlarla almayı sürdürüyor. Bu gelişmeler, Washington'un 'maksimum baskı' politikasının uluslararası alanda yalnızlaşmasına yol açtı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yapılan oylamada, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve askeri müdahalesi 124 ülkenin oyuyla kınandı. Avrupa Birliği ise diplomatik çözüm bulunması için arabuluculuk girişimlerini sürdürdüğünü duyurdu, ancak taraflar arasındaki uçurumun kapanmadığı belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, komşusu İran'daki çatışmalardan doğrudan etkileniyor. Sınır güvenliği önlemlerini artıran Ankara, İran'dan gelebilecek olası bir göç dalgasına karşı hazırlık yapıyor. Ayrıca, İran'la olan ticaret hacmi yaptırımlar nedeniyle sınırlanmış durumda; ancak enerji ithalatında İran'a bağımlılık önemli bir faktör olmaya devam ediyor. Türkiye'nin İran'ın toprak bütünlüğünü desteklemekle birlikte, bölgesel nüfuz mücadelesinde farklı saflarda yer alması, iki ülke arasındaki ilişkileri hassas bir zeminde tutuyor. Bu çerçevede, Türkiye'nin savaşın sona erdirilmesi için diplomatik çabalara aktif katılımı ve bölgede istikrarın sağlanmasına yönelik politikaları ön plana çıkıyor. Uzmanlar, savaşın uzamasının Türkiye'nin güvenliğini olumsuz etkileyebileceği konusunda uyarıyor; bu nedenle Türkiye'nin, küresel ve bölgesel aktörlerle diyaloğunu güçlendirmesi gerektiği vurgulanıyor.