İran ile yaşanan savaşın ardından Ortadoğu, tarihinin en karmaşık ve çözümsüz dönemlerinden birine girdi. Bölgede ne galip ne mağlup net bir şekilde ortaya çıkarken, tüm taraflar için iyi seçeneklerin tükendiği bir tablo oluştu. ABD, İsrail, Suudi Arabistan ve İran gibi aktörlerin her biri kendi güvenlik ve çıkar hesapları içinde sıkışmış durumda. Savaşın doğrudan sonuçları arasında artan sivil kayıplar, yıkılan altyapı ve milyonlarca insanın yerinden edilmesi yer alıyor. Uluslararası toplum ise etkili bir çözüm üretmekte aciz kalıyor.
Savaşın Arka Planı ve Bölgesel Dengeler
İran ile Batılı güçler arasındaki gerilim yıllardır süren yaptırımlar, nükleer program tartışmaları ve vekalet savaşlarıyla derinleşmişti. 2024 yılında başlayan ve 2025'e sarkan doğrudan çatışmalar, özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki petrol sevkiyatını tehdit ederek küresel enerji piyasalarını alt üst etti. İsrail'in İran içindeki stratejik hedeflere yönelik operasyonları, Tahran'ın bölgesel müttefikleri üzerinden misilleme tehditlerini artırdı. ABD'nin İsrail'e verdiği koşulsuz destek, Arap ülkeleriyle Washington arasındaki ilişkileri daha da gerdi. Rusya ve Çin, İran'a verdikleri sınırlı destekle Batı'yı köşeye sıkıştırmaya çalışırken, kendi ekonomik çıkarlarını da koruma derdinde. Savaşın sona ermesiyle birlikte ortaya çıkan güç boşluğu, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi kırılgan devletlerde daha da belirgin hale geldi.
Bölgedeki mezhepsel ve etnik gerilimler, savaşın yaralarını sarmayı zorlaştırıyor. Suudi Arabistan ve BAE, İran'ın nüfuzunu dengelemek için İsrail ile normalleşme adımlarını hızlandırmak istese de, Filistin meselesi ve kamuoyu baskısı bu süreci yavaşlatıyor. Mısır ve Ürdün ise ekonomik krizlerle boğuşurken, mülteci akınlarına karşı sınırlarını kapatma eğiliminde. Irak'ta Şii milisler ile merkezi hükümet arasındaki gerilim, İran'ın zayıflamasıyla yeni bir boyut kazandı. Suriye'de Esad rejimi, İran'ın askeri desteğinin azalmasıyla ayakta kalma mücadelesi veriyor. Lübnan'da Hizbullah, İsrail'in artan baskısı ve iç ekonomik çöküşle sıkışmış durumda. Yemen'de Husiler, Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını sürdürerek bölgesel istikrarsızlığa katkı sunuyor.
Küresel Boyut ve Gelecek Senaryoları
Ortadoğu'daki bu çözümsüzlük, küresel güçlerin de stratejik hesaplarını alt üst ediyor. ABD, bir yandan İsrail'in güvenliğini sağlamaya çalışırken diğer yandan bölgeden tamamen çekilmenin yaratacağı boşluğu doldurmakta zorlanıyor. Çin, Kuşak ve Yol girişimi kapsamındaki yatırımlarını korumak için diplomatik girişimlerini artırsa da, askeri bir angajmana girmekten kaçınıyor. Rusya, Suriye'deki üslerini koruma derdinde ve İran ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Avrupa Birliği ise enerji güvenliği ve mülteci kriziyle boğuşurken, ortak bir Ortadoğu politikası geliştirmekte başarısız. Uluslararası kurumlar, özellikle BM Güvenlik Konseyi, veto yetkileri nedeniyle etkisiz kalıyor. Bölgesel örgütler olan Arap Ligi ve İslam İşbirliği Teşkilatı ise derin görüş ayrılıkları yüzünden somut adım atamıyor.
Önümüzdeki dönemde olası senaryolar arasında, düşük yoğunluklu çatışmaların devam etmesi, yeni bir büyük savaşın patlak vermesi veya dış müdahaleyle dayatılan kırılgan bir barış yer alıyor. Hiçbiri kalıcı bir çözüm vaat etmiyor. Bölge halkları için ise insani kriz her geçen gün derinleşiyor: gıda güvensizliği, salgın hastalıklar, eğitimden mahrum kalan çocuklar ve travma yaşayan siviller. Yeniden yapılanma maliyetinin milyarlarca doları bulacağı tahmin ediliyor. Ancak yatırım için gereken güven ortamı sağlanamıyor. Diplomatik kanallar açık tutulsa da, taraflar arasındaki güvensizlik ve intikam duygusu müzakere masasını işlevsiz kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran savaşı sonrası Ortadoğu'daki çözümsüzlük, Türkiye için hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Türkiye, bölgedeki en güçlü askeri ve ekonomik aktörlerden biri olarak istikrarın sağlanmasında kilit rol oynayabilir. Ancak PKK/YPG, DEAŞ ve İran yanlısı milisler gibi tehditlerle mücadelede daha fazla angajman riskiyle karşı karşıya. Enerji koridorlarının güvenliği ve mülteci akınları, Ankara'nın öncelikli gündem maddeleri. Ayrıca Türkiye, Batı ile Rusya arasında denge gözetirken, bölgesel müttefikleriyle ilişkilerini de yeniden tanımlamak zorunda. İran'ın zayıflaması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Kafkaslar'daki manevra alanını genişletebilir; ancak mezhepsel çatışmaların yayılması riski de göz ardı edilmemeli.