İran, Ortadoğu'daki ülkelere dış güçlere bağımlı olmayan, bölge ülkelerinin kendi aralarında kuracağı "yerli" bir güvenlik mimarisi oluşturma çağrısı yaptı. Tahran yönetiminden gelen bu açıklama, bölgede artan jeopolitik gerilimler ve ABD ile İsrail'in askeri varlığına dair tartışmaların gölgesinde geldi. İran, bölge güvenliğinin ancak bölge halklarının kendi iradesiyle ve dış müdahale olmadan sağlanabileceğini savunuyor.
Çağrının Arka Planı ve Tahran'ın Motivasyonu
İran'ın bu çağrısı, uzun süredir devam eden bir dış politika çizgisinin parçası. Tahran, ABD'nin bölgedeki askeri üslerini ve İsrail ile kurulan ittifakları kendi güvenliğine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Bu nedenle, bölge ülkelerini kendi güvenliklerini kendilerinin sağladığı bir yapıya yönlendirmeye çalışıyor. İran'ın önerisi, özellikle Körfez ülkeleri, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi kırılgan devletleri kapsayacak bir işbirliği mekanizması fikrine dayanıyor.
Son yıllarda İran, Suudi Arabistan ile Çin'in arabuluculuğunda yürütülen normalleşme süreci ve bölgesel diyalog girişimleriyle bu tür bir mimarinin altyapısını oluşturmaya çalıştı. Ancak bölgedeki mezhepsel ve jeopolitik ayrılıklar, böyle bir yapının hayata geçirilmesini zorlaştırıyor. Yine de İran, özellikle ABD'nin bölgeden çekilme eğilimi gösterdiği dönemlerde bu söylemi daha güçlü dile getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın çağrısı, bölgede iki kutuplu bir güvenlik anlayışının yerini çok kutuplu bir yapıya bırakma çabası olarak okunabilir. Son yıllarda Rusya ve Çin'in Ortadoğu'daki etkinliği artarken, ABD'nin geleneksel müttefiklik ilişkileri de sorgulanıyor. İran, bu ortamda kendisini bölgesel bir denge unsuru olarak konumlandırmaya çalışıyor. Ancak Suudi Arabistan, BAE ve diğer Körfez ülkeleri, İran'ın önerisine mesafeli yaklaşıyor; zira bu ülkeler güvenliklerini büyük ölçüde ABD ile yapılan ikili anlaşmalara ve silah tedarikine dayandırıyor.
İsrail ise İran'ın böyle bir mimari önerisini kendi varlığına yönelik bir tehdit olarak algılayabilir. Nitekim İsrail, İran'ın nükleer programını ve bölgesel milis güçlerini istikrarsızlığın kaynağı olarak görüyor. Bu nedenle, "yerli güvenlik mimarisi" fikri, pratikte İran'ın kendi etki alanını genişletme aracı olarak da değerlendiriliyor. Bölgesel güçlerin birbirine güvenmediği bir ortamda, böyle bir yapının kurulması kısa vadede gerçekçi görünmüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'ın önerdiği "yerli güvenlik mimarisi" fikrine temkinli yaklaşmakla birlikte, bölgesel diyalog mekanizmalarına sıcak bakıyor. NATO üyesi olan ve aynı zamanda İran ile karmaşık bir ilişki yürüten Ankara, bölgede dış güçlerin müdahalesine karşı çıkmakla birlikte, İran'ın mezhepsel etki alanı genişletme çabalarından da endişe duyuyor. Türkiye, kendi güvenlik mimarisini Suriye, Irak ve Kafkasya'da aktif askeri varlık ve diplomatik girişimlerle şekillendiriyor. İran'ın çağrısı, Türkiye'nin bölgesel liderlik iddiasıyla örtüşen yönler taşısa da, Tahran'ın Şii milis güçleri üzerinden yürüttüğü politikalarla çelişiyor. Bu nedenle Ankara, olası bir bölgesel güvenlik yapılanmasında dengeleyici bir rol üstlenmeyi tercih edebilir.