ABD ile İran arasındaki on yıllardır süren gerginlik, özellikle son yıllarda yerini zaman zaman sıcak çatışma riskine bırakan bir çıkmaza dönüştü. İran'ın nükleer programı, bölgesel milis gruplara desteği ve ABD'nin yaptırım politikaları, iki ülke arasındaki ilişkileri neredeyse tamamen kilitlemiş durumda. Bu kilitlenmenin çözülüp çözülemeyeceği ise şimdi ABD'deki başkanlık seçimlerine bağlanmış görünüyor. Seçim sonuçları, Washington'un İran'a yönelik tutumunu kökten değiştirebilir ve Orta Doğu'nun geleceğini belirleyebilir.
Çıkmazın Arka Planı: Yaptırımlar, Nükleer Program ve Vekalet Savaşları
ABD'nin İran'a yönelik politikası, 2018'de dönemin Başkanı Donald Trump'ın tek taraflı olarak İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) çekilmesiyle sert bir dönüş yaptı. Ardından uygulanan "maksimum baskı" stratejisi kapsamında İran ekonomisine ağır yaptırımlar getirildi. İran ise uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırarak ve bölgedeki vekil gruplar üzerinden etkisini artırarak karşılık verdi. Bu süreçte Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de tansiyon sık sık yükseldi; Suudi Arabistan petrol tesislerine yönelik saldırılar ve Hürmüz Boğazı'ndaki tanker krizleri bölgesel savaş endişelerini artırdı.
Başkan Joe Biden döneminde diplomasiye dönüş sinyalleri verildiyse de, İran'ın nükleer programını ilerletmesi ve bölgesel saldırganlığını sürdürmesi nedeniyle somut bir ilerleme sağlanamadı. Viyana'da yürütülen dolaylı müzakereler 2022'de fiilen durdu. ABD, İran'ın nükleer eşiğe yaklaşmasını engellemek için askeri seçeneği masada tutmaya devam ediyor. İran ise yaptırımların kaldırılmasını ve ABD'nin bölgeden askeri olarak çekilmesini talep ediyor.
2024 başkanlık seçimleri, bu denklemin geleceği açısından kritik bir eşik olarak görülüyor. Cumhuriyetçi aday Donald Trump, yeniden seçilmesi halinde İran'a karşı çok daha sert bir tutum izleyeceğini ve hatta İran'ın nükleer tesislerine yönelik askeri operasyonları destekleyebileceğini ima etti. Demokrat aday Kamala Harris ise diplomasiye öncelik vereceğini ancak İran'ın nükleer silah edinmesine asla izin verilmeyeceğini vurguluyor. Her iki senaryoda da İran'ın nasıl karşılık vereceği belirsizliğini koruyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Petrol, Güvenlik ve Vekalet Savaşları
İran ile ABD arasındaki gerilim, sadece iki ülkeyi değil, tüm Orta Doğu'yu ve küresel enerji piyasalarını yakından ilgilendiriyor. İran, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkelerinden biri ve Hürmüz Boğazı üzerinden küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri gerçekleşiyor. Herhangi bir askeri çatışma, petrol fiyatlarında sıçramaya ve küresel ekonomik dalgalanmaya yol açabilir. Ayrıca İran'ın desteklediği Hizbullah, Hamas, Husiler ve Irak'taki Şii milisler, bölgede İsrail ve Suudi Arabistan'a karşı önemli bir tehdit unsuru olarak duruyor. Bu grupların ABD güçlerine veya müttefiklerine yönelik saldırıları, daha geniş bir savaşın tetikleyicisi olabilir.
Diğer yandan, Çin ve Rusya'nın İran ile artan işbirliği, ABD'nin İran'a yönelik baskı politikasını zayıflatıyor. İran, Şanghay İşbirliği Örgütü'ne üye oldu ve Çin ile 25 yıllık kapsamlı bir işbirliği anlaşması imzaladı. Bu durum, ABD'nin yaptırımlarının etkisini sınırlarken, İran'a ekonomik ve askeri alanda yeni seçenekler sunuyor. Dolayısıyla ABD seçimlerinin sonucu ne olursa olsun, İran'ın artık daha geniş bir uluslararası destek ağına sahip olduğu gerçeği Washington'un işini zorlaştırıyor.
Avrupa ülkeleri ise İran ile ilişkilerinde denge politikası izlemeye çalışıyor. Almanya, Fransa ve İngiltere, nükleer anlaşmanın canlandırılması için çaba sarf etse de, İran'ın insan hakları ihlalleri ve bölgesel müdahaleleri nedeniyle yaptırımları artırmak zorunda kaldı. ABD seçimlerinin sonucu, transatlantik ittifakın İran politikasını da etkileyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile uzun bir sınırı olan ve bölgesel gelişmelerden doğrudan etkilenen bir ülke olarak ABD-İran gerilimini yakından izliyor. Olası bir askeri çatışma, Türkiye'nin güvenliği ve ekonomisi için ciddi riskler taşır: mülteci akını, enerji fiyatlarında dalgalanma ve ticaret yollarının kesilmesi gibi. Öte yandan Türkiye, İran ile ilişkilerini dengeleyerek hem Batı ile işbirliğini sürdürmek hem de bölgesel istikrarı korumak istiyor. ABD seçimlerinin sonucu, Türkiye'nin İran politikasını ve Suriye, Irak gibi komşu ülkelerdeki stratejilerini de etkileyebilir. Ankara, yeni Washington yönetiminin İran'a yönelik tutumuna göre pozisyonunu ayarlamak durumunda kalabilir.