Tahran ile Washington arasında yeniden başlayan nükleer müzakerelerde masadaki dört kilit soru, anlaşma ihtimalini doğrudan belirleyecek. İran, nükleer programının tamamen barışçıl amaçlarla yürütüldüğünde ısrar ederken, Trump yönetimi Tahran'ın gizlice nükleer silah geliştiremeyeceğine dair kesin garantiler talep ediyor. Görüşmelerin geleceği, uranyum zenginleştirme seviyesi, yaptırımların kapsamı, denetim mekanizmaları ve bölgesel güvenlik çerçevesi gibi başlıklarda varılacak uzlaşıya bağlı.
Müzakerelerin Arka Planı: Trump'ın Maksimum Baskı Politikası
Trump yönetiminin 2018'de Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (KOEP) çekilmesi ve ardından uyguladığı maksimum baskı politikası, İran'ın nükleer faaliyetlerini hızlandırmasına yol açtı. Tahran, anlaşma kapsamında sınırladığı uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a, hatta bazı raporlara göre yüzde 84'e kadar yükseltti. Bu hamle, Batılı istihbarat kaynaklarına göre İran'ın nükleer silah üretme kapasitesine çok yaklaştığı anlamına geliyor. Trump yönetimi ise bu durumu tersine çevirmek için müzakere masasına oturdu ancak eski anlaşmadaki zayıf noktaların giderilmesini şart koşuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İsrail ve Petrol Piyasaları
Müzakerelerin sonucu sadece ABD-İran ilişkilerini değil, tüm Ortadoğu'nun güvenlik dengelerini etkileyecek. İsrail, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasına karşı olduğunu defalarca dile getirirken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de gelişmeleri yakından izliyor. Petrol piyasaları ise yaptırımların hafifletilmesi durumunda İran'ın günlük 1,5 milyon varil ham petrol ihracatının küresel arza eklenmesini bekliyor. Bu durum, özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası istikrarsızlaşan enerji fiyatları üzerinde önemli bir etki yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran nükleer müzakerelerini hem enerji güvenliği hem de bölgesel istikrar açısından yakından takip ediyor. İran ile doğalgaz ve petrol ticaretinde önemli bir ortak olan Ankara, yaptırımların hafiflemesi halinde enerji ithalatında rahatlama bekleyebilir. Ayrıca, nükleer anlaşmanın yeniden tesis edilmesi, İran'ın Suriye ve Irak'taki nüfuzunu artırabilir; bu da Türkiye'nin bu ülkelerdeki güvenlik çıkarlarını etkileyebilir. Öte yandan, anlaşmazlık durumunda bölgesel bir nükleer silahlanma yarışı, Türkiye'nin güvenlik politikalarını yeniden şekillendirmesini gerektirebilir.