Tel Aviv'de yayımlanan bir kamuoyu yoklaması, İsrail toplumunda hakim bir algıyı ortaya koyuyor: İran, Ortadoğu'daki nüfuz savaşını kazanmış durumda. Ankete katılan İsraillilerin yüzde 65'i, Tahran yönetiminin bölgesel güç dengesinde üstünlük sağladığı görüşünde. Bu sonuç, İsrail'in uzun süredir devam eden güvenlik kaygılarını ve bölgedeki jeopolitik rekabetin boyutlarını gözler önüne seriyor. İsrail kamuoyunun bu karamsar tablosu, İran'ın Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçlerinin son yıllarda elde ettiği kazanımlarla ilişkilendiriliyor. Anket, İsrail'in en büyük stratejik tehdit olarak gördüğü İran'ın, diplomatik ve askeri alandaki hamlelerinin başarılı bulunduğunu gösteriyor.
Anketin Detayları ve Kamuoyu Algısı
İsrail'in önde gelen gazetelerinden biri tarafından yaptırılan ankete göre, katılımcıların büyük çoğunluğu İran'ın özellikle Suriye ve Lübnan'da etkisini artırdığını düşünüyor. Bu algı, İsrail'in kuzey sınırında Hizbullah'ın askeri kapasitesinin artması ve Suriye'de İran destekli milislerin varlığını pekiştirmesiyle tetiklenmiş görünüyor. Ankete katılan İsrailliler, İran'ın nükleer programının da bu savaşın bir parçası olduğunu ve Tahran'ın nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından bu alanda da ilerleme kaydettiğini belirtiyor. Öte yandan, İsrail ordusu ve istihbaratının İran'a karşı yürüttüğü gizli operasyonlar kamuoyunda yeterli görülmüyor. Anket, İsrail hükümetine duyulan güvensizliği de ortaya koyuyor: Katılımcıların sadece yüzde 40'ı mevcut hükümetin İran tehdidiyle etkin bir şekilde başa çıkabildiğine inanıyor. Bu rakam, İsrail siyasetinde İran konusunda bir belirsizlik olduğunu ve kamuoyunun daha sert önlemler beklediğini işaret ediyor. Ankete katılanların yüzde 70'i, İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemek için askeri müdahale dahil her türlü yöntemin kullanılması gerektiğini söylüyor. Ancak aynı oranda katılımcı, İsrail'in bu hedefe tek başına ulaşamayacağını ve uluslararası işbirliğine ihtiyaç duyduğunu düşünüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Anket sonuçları, sadece İsrail'de değil, bölgesel ve küresel ölçekte de İran'ın yükselen etkisini teyit ediyor. İran, Suriye iç savaşında Beşar Esad rejimine askeri destek sağlayarak, Lübnan'da Hizbullah'ı silahlandırarak ve Yemen'de Husilere lojistik yardım akışını sürdürerek bölgesel nüfuzunu genişletti. Bu durum, İran'ın nükleer programıyla birleşince, İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkeler için varoluşsal bir tehdit olarak algılanıyor. ABD'nin Ortadoğu'dan askeri olarak çekilme sinyalleri ve müttefiklerine yönelik azalan taahhütleri, İran'ın boşluğu doldurmasına olanak tanıdı. Bu bağlamda, İsraillilerin son yıllarda İran'ın bölgesel hakimiyetini kabul etmesi, aslında ABD'nin öncülüğündeki Batı blokunun İran karşısındaki stratejik zayıflığının bir yansıması olarak yorumlanıyor. Tahran yönetimi ise bu başarıyı, kendi istikrarı ve bölgesel ittifaklarına bağlıyor. İsrail kamuoyu, İran'ın bu yükselişini durdurmak için daha somut adımlar atılması gerektiğini düşünüyor. Bu adımlar arasında İran'a yönelik ekonomik yaptırımların sıkılaştırılması, Suriye ve Lübnan'da İran varlığına karşı askeri operasyonların yoğunlaştırılması ve ABD ile daha koordineli bir politika izlenmesi sayılıyor. Ancak ankete katılan uzmanlar, İsrail'in bu noktada tek başına bir caydırıcılık oluşturmakta zorlandığını ve İran'ın nükleer eşiğe dayandığını vurguluyor. Bu durum, Kürt grupların İran'a karşı istihbarat faaliyetlerinde kullanılması gibi tartışmalı yöntemleri de gündeme getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın bölgedeki yükselişi, Türkiye için farklı bir boyutu olan bir gelişmedir. Suriye ve Kuzey Irak'ta İran destekli grupların varlığı, Türkiye'nin güney sınırları için bir güvenlik tehdidi oluşturmaktadır. Özellikle Afrin ve İdlib'de İran milislerinin faaliyetleri, Türkiye'nin bölgedeki çıkarlarıyla doğrudan çatışmaktadır. Ayrıca, İran'ın nükleer programı, Türkiye'nin enerji arzı ve bölgesel dengeler açısından yakından takip edilmektedir. Türkiye, İran'la ekonomik ilişkilerini sürdürmekle birlikte, Suriye'deki varlığı ve istikrarsızlık yaratma potansiyeli nedeniyle Tahran yönetimine mesafeli durmaktadır. Bu anketin sonuçları, Türk dış politikası için İran tehdidinin ciddiyetini bir kez daha hatırlatırken, Ankara'nın Moskova ve Washington arasında denge kurma çabasını da karmaşıklaştırmaktadır. Türkiye, kendi güvenlik endişelerini gidermek için İran'ın bölgesel yayılmasına karşı daha aktif bir politika izlemek zorunda kalabilir.