ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran'a yönelik ekonomik baskıları her geçen gün daha da derinleşirken, Tahran'ın artan iç ve dış baskı karşısında elindeki kozları kullanmak için saldırgan bir dış politika izlemeye yönelebileceği belirtiliyor. Uzmanlar, ekonomik yaptırımların İran'ı köşeye sıkıştırdığını ve bu durumun, ülkenin nükleer program veya bölgesel vekil güçleri üzerinden elini güçlendirme arayışına girebileceğini ifade ediyor. Bu gelişmeler, Orta Doğu'daki zaten kırılgan olan dengeleri daha da tehlikeli bir noktaya taşıyabilir.
Ekonomik Baskılar Tahran'a Hedef Oluyor
Trump yönetiminin 2018'de nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesi ve ardından uygulamaya konan 'maksimum baskı' politikası, İran ekonomisini derinden sarsmış durumda. Petrol ihracatı dramatik bir şekilde düşerken, uluslararası bankacılık işlemlerinin neredeyse tamamen durma noktasına gelmesi, ülkede enflasyonu ve işsizliği rekor seviyelere taşıdı. İran'ın yerel para birimi rial, dolar karşısında sürekli değer kaybediyor; bu da halkın alım gücünü hızla eritiyor. Ancak ekonomik baskıların yol açtığı bu tahribat, Tahran yönetiminin müzakere masasına oturmasına yetmedi. Bunun yerine, İran liderliği, baskılara boyun eğmeyeceğine dair sert açıklamalar yapmayı sürdürüyor.
İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları Ordusu'ndaki güçlü isimler, ekonomik zorlukların ülkeyi daha da dayanıklı kıldığını savunuyor. Fakat bu tutum, Batılı analistlere göre sürdürülebilir değil. Kings College London'dan güvenlik uzmanı Dr. Andreas Krieg'in değerlendirmesine göre, İran yönetimi son çare olarak elindeki en güçlü kozları kullanmaya yönelebilir. Bu kozlar arasında nükleer programın ileri seviyede zenginleştirilmesi, Basra Körfezi'nde deniz ticaretini tehdit eden askeri tatbikatlar ve bölgedeki vekil güçlerin saldırılarının artırılması yer alıyor.
Bölgesel ve Küresel Riskler Yükseliyor
İran'ın olası bir tırmanışı, yalnızca ABD ile arasındaki gerilimi artırmakla kalmayacak; bölgesel düzeyde de ciddi sonuçlar doğuracak. Özellikle İsrail ile yaşanan gölge savaşın daha da görünür hale gelmesi, Lübnan'daki Hizbullah'ın ve Yemen'deki Husilerin daha agresif bir tutum takınmasına yol açabilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın misilleme olasılığına karşı ekonomik altyapılarını ve hava savunma sistemlerini güçlendirmeye çalışıyor. Petrol piyasaları, bu belirsizlik ortamında yüksek fiyat dalgalanmaları yaşıyor; küresel enerji güvenliği endişeleri yeniden gündeme geliyor.
Ayrıca, uluslararası toplumun İran'la diyalog kanallarını açık tutma çabaları, tırmanma senaryosunda daha da karmaşık bir hal alacak. Çin ve Rusya'nın İran'la enerji ve savunma alanlarındaki iş birlikleri, bu ülkeleri taraflar arasında denge kuran aktörler haline getiriyor. Ancak Rusya'nın Ukrayna savaşıyla meşgul olması ve Çin'in ekonomik zorlukları, bu dengeleme rolünün sınırlı kalabileceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki olası bir tırmanış, Türkiye için çok boyutlu riskleri beraberinde getiriyor. Öncelikle, Türkiye'nin enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü karşıladığı İran'dan doğalgaz ithalatı sekteye uğrayabilir. Ayrıca, Suriye ve Irak'ta yaşanabilecek istikrarsızlık, sınır güvenliğini tehdit ederken, yeni göç dalgalarına yol açabilir. Türkiye, bu nedenle hem İran hem ABD ile diyalog hatlarını açık tutmaya çalışıyor. Ancak bölgesel bir çatışmanın, Türkiye'yi yaşamsal çıkarlarını savunmak için zorlu bir denklemin içine çekebileceği unutulmamalıdır. Ankara'nın bu süreçte dengeli ve aktif bir dış politika izlemesi bekleniyor.