İran, Hürmüz Boğazı yakınında kısıtlı bir deniz sahası ilan etmeye hazırlanıyor. Orta Doğu merkezli haber sitesi Middle East Eye'ın canlı blog güncellemesine göre, bu karar Tahran'ın bölgedeki askeri varlığını güçlendirme ve stratejik su yolunu kontrol etme çabalarının bir parçası. Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir geçiş noktası olarak biliniyor.
Gelişmenin Arka Planı
İran'ın bu hamlesi, son aylarda Basra Körfezi ve çevresinde artan gerilim ortamında geliyor. ABD ve müttefikleri, İran'ın nükleer programını ve bölgesel faaliyetlerini yakından takip ederken, Tahran yönetimi deniz güvenliği konusundaki hassasiyetini gösteriyor. Kısıtlı deniz sahası ilanı, muhtemelen İran'ın kendi karasuları ve münhasır ekonomik bölgesi içinde belirli alanlarda yabancı gemilerin hareketlerini kısıtlamayı amaçlıyor. Bu tür bir adım, uluslararası hukuk açısından tartışmalı olabilir; zira Hürmüz Boğazı'ndan geçiş, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre transit geçiş rejimine tabidir. İran, daha önce de benzer şekilde tatbikatlar sırasında geçici kısıtlamalar getirmişti ancak kalıcı bir kısıtlı saha ilanı yeni bir tırmanma adımı olarak değerlendiriliyor.
Middle East Eye'ın aktardığı bilgilere göre, kararın henüz resmi olarak yürürlüğe girmediği ve ayrıntıların netleşmediği belirtiliyor. Ancak İran'ın bu yöndeki niyeti, bölgedeki deniz ticaretini ve petrol sevkiyatını doğrudan etkileyebilir. Son dönemde İran ile ABD arasında Irak ve Suriye'deki vekalet çatışmaları, ayrıca İsrail'e yönelik tehditler nedeniyle zaten gergin olan ilişkiler, bu adımla daha da kötüleşebilir. İran'ın nükleer anlaşmadan (JCPOA) kısmi çekilmesi ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması da batılı güçlerle olan anlaşmazlıkları derinleştirmiş durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı, günlük yaklaşık 20-21 milyon varil petrol ve petrol ürününün geçtiği bir darboğaz. Bu hacim, küresel deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık üçte birine denk geliyor. Dolayısıyla İran'ın burada yaratacağı herhangi bir kısıtlama veya gerilim, küresel enerji fiyatlarını doğrudan etkileme potansiyeline sahip. Daha önce İran, 2019'da bir İngiliz tankerini alıkoymuş, 2021'de ise bir Güney Kore tankerine el koymuştu. Bu tür olaylar, sigorta maliyetlerini artırarak ve nakliye şirketlerini alternatif rotalara yönlendirerek küresel ticarete zarar veriyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ve Beşinci Filo, bölgede devriye görevleri yürütüyor. İran'ın kısıtlı saha ilanı, ABD ve müttefikleri tarafından provokasyon olarak algılanabilir ve denizde çatışma riskini artırabilir. Ayrıca Suudi Arabistan, BAE ve diğer Körfez ülkeleri, kendi ihracat rotalarının güvenliği açısından endişe duyuyor. Çin ve Hindistan gibi büyük petrol ithalatçıları da bu gelişmeyi yakından izliyor. Olası bir tıkanıklık, Asya ekonomilerinde enerji krizine yol açabilir.
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve diğer denizcilik kuruluşları, seyir güvenliği konusunda uyarılarda bulunabilir. İran'ın bu adımı, aynı zamanda ülkenin iç ekonomik sıkıntıları ve yaptırımlar altındaki baskıyı hafifletmek için bir dış politika manevrası olarak da yorumlanıyor. Tahran, zaman zaman bu tür hamlelerle batılı ülklere karşı elini güçlendirmeye çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük kısmını ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenir. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki olası bir artış, Türkiye'nin cari açığını ve enflasyonunu olumsuz etkiler. Ayrıca Türkiye, İran ile ticari ilişkilerini sürdürürken, bölgede artan gerilim, enerji arz güvenliğini tehdit eder. Ankara, hem ABD hem de İran ile dengeli ilişkiler yürütmeye çalışıyor; bu tür bir gelişme, Türkiye'nin diplomatik manevra alanını daraltabilir. Türkiye, boğazdan geçen petrolün önemli bir kısmını ithal etmese de, küresel fiyatlar üzerinden etkilenir. Bu nedenle Türkiye, bölgede tansiyonun düşürülmesi için çağrıda bulunabilir ve alternatif enerji koridorları (örneğin Ceyhan) konusundaki önemini artırabilir.