İran, 2 Mayıs Cuma günü yaptığı açıklamayla Hürmüz Boğazı'nda deniz trafiğini kontrol etme hakkına sahip olduğunu yineledi. Bu açıklama, bir gün önce İran donanmasına ait sürat teknelerinin Umman kıyılarına yakın bir rotada seyreden bir konteyner gemisine ateş açmasının ardından geldi. Olay, bölgedeki deniz güvenliğine ilişkin endişeleri artırırken, İran'ın boğaz üzerindeki egemenlik iddiasını somut bir güç gösterisiyle pekiştirme çabası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, günlük basın toplantısında yaptığı açıklamada, 'Hürmüz Boğazı, İran'ın egemenlik alanı içindedir ve buradaki trafiği düzenleme hakkımız saklıdır' dedi. Kenani, askeri tatbikat sırasında bir 'yanlış anlaşılma' yaşandığını öne sürerken, geminin uluslararası sularda bulunduğu iddialarını reddetti. Ancak gemi sahibi şirket, saldırının Umman'ın münhasır ekonomik bölgesinde (MEB) gerçekleştiğini ve rotalarının uluslararası hukuka uygun olduğunu belirtti. Olayda can kaybı yaşanmazken, geminin gövdesinde hasar oluştuğu ve mürettebatın tahliye edildiği bildirildi.
ABD Beşinci Filosu'ndan yapılan açıklamada, İran'ın eylemlerinin 'deniz güvenliğine yönelik ciddi bir tehdit' olduğu vurgulandı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), bölgeye ek donanma gücü sevk edildiğini duyururken, Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO) da gemilere bölgeden geçerken ek tedbir almaları çağrısında bulundu. İran'ın bu hamlesi, 2019'dan bu yana Basra Körfezi'nde artan gerilimlerin en son örneği olarak kaydedildi.
Bölgesel veya küresel boyut
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık %20'sinin geçtiği stratejik bir su yoludur. İran'ın bu boğaz üzerindeki hak iddiası, yalnızca askeri bir güç gösterisi değil, aynı zamanda uluslararası ticarete yönelik bir uyarı niteliği taşıyor. Uzmanlar, Tahran yönetiminin bu adımıyla uluslararası toplum üzerinde baskı kurmayı ve nükleer müzakerelerde elini güçlendirmeyi hedeflediğini belirtiyor. Son dönemde İran ile Batı arasında yürütülen nükleer görüşmelerin tıkanması, bu tür eylemlerin sıklığını artırabilir.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin İran'ın bu hamlesine tepkisi ise temkinli oldu. Riyad, konuyu Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) gündemine taşımayı değerlendirirken, Umman arabuluculuk teklifinde bulundu. Çin ve Rusya'nın ise olayı doğrudan kınamaktan kaçındığı, bunun yerine 'uluslararası hukuka saygı' çağrısı yaptığı görüldü. Bölgedeki enerji akışının kesintiye uğraması durumunda küresel petrol fiyatlarının yükselebileceği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını ithal ettiği için Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlık doğrudan etkileyici. Boğazın olası bir askeri çatışmaya sahne olması, petrol fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin cari açığını artırabilir. Ayrıca İran ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi ve enerji anlaşmaları düşünüldüğünde, Ankara'nın bu krizde denge politikası izlemesi beklenir. Türkiye, hem İran'la diyaloğu sürdürmek hem de Batılı müttefiklerinin bölgedeki güvenlik endişelerini dikkate almak zorunda. Bu durum, Türk dış politikasının Orta Doğu'da karşı karşıya kaldığı tipik bir ikilemi yansıtıyor.