İran İstatistik Merkezi'nin verilerine göre, ülkede yıllık enflasyon Mayıs ayında yüzde 52,2'ye yükselerek II. Dünya Savaşı'ndan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Bu oran, geçen yılın aynı döneminde yüzde 39,4 olarak kaydedilmişti. Ekonomik çalkantının derinleştiği ülkede, İran riyali dolar karşısında tarihi dip seviyelere gerilerken, gıda ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat artışları halkın alım gücünü ciddi şekilde zayıflattı. Uzmanlar, ABD yaptırımlarının İran ekonomisi üzerindeki baskıyı artırdığını ve yeni bir çatışma riskinin belirsizliği daha da körüklediğini belirtiyor.
Gelişmenin arka planı: Yaptırımlar ve para birimindeki çöküş
İran'ın enflasyon sorunu, 2018 yılında ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yeniden uygulamaya koyduğu ağır yaptırımlarla ivme kazandı. İran riyali, yaptırımların ardından değerinin büyük bölümünü kaybetti ve Şubat 2023'te resmi olmayan piyasalarda 600.000 riyali bir dolara kadar gerileyerek rekor kırdı. Merkez bankasının müdahalelerine rağmen para birimi istikrara kavuşamadı. Gıda fiyatları son bir yılda yüzde 80'in üzerinde artarken, et, süt ve ekmek gibi temel ürünler lüks haline geldi. Ekonomistler, enflasyonun yıl sonuna kadar yüzde 60'ı aşabileceği uyarısında bulunuyor.
Tahran yönetimi, sübvansiyon sisteminde reform yaparak ve fiyat kontrolleri getirerek enflasyonu dizginlemeye çalışsa da, bu önlemler yetersiz kalıyor. Kaçakçılık ve karaborsa faaliyetleri yaygınlaşırken, halkın büyük bir kısmı temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. İran'ın petrol ihracatındaki sınırlı artışa rağmen, yaptırımlar nedeniyle döviz rezervleri eriyor ve ithalat maliyetleri yükseliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Jeopolitik gerilimler ve enerji piyasaları
İran'daki ekonomik kriz, yalnızca iç sorun değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel yansımaları olan bir gelişme. İran'ın nükleer programı ve ABD ile İsrail arasında süregelen gerilim, yeni bir çatışma riskini artırıyor. Ekonomik baskının rejimi istikrarsızlaştırması halinde, Orta Doğu'da yeni bir güç boşluğu veya çatışma dalgası tetiklenebilir. Ayrıca, İran'ın petrol ihracatı üzerindeki yaptırımlar, küresel enerji piyasalarında arz endişelerini canlı tutuyor. Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle zaten dalgalı olan petrol fiyatları, İran kriziyle daha da yükselebilir.
Ekonomik zorluklar, 2022 yılının sonlarında başlayan Mahsa Amini protestoları gibi toplumsal hareketleri de besliyor. Rejim, ekonomik hoşnutsuzluğu bastırmak için sosyal yardım programlarını artırsa da, uzun vadeli bir çözüm için yapısal reformlar ve yaptırımların hafifletilmesi gerekiyor. Bu durum, uluslararası toplumun İran'a yönelik politikasında da değişiklik yapılmasını zorunlu kılabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki ekonomik kriz, Türkiye için doğrudan ve dolaylı etkiler barındırıyor. Türkiye, enerji ithalatında İran'a bağımlı olmasa da, komşu ülkedeki istikrarsızlık sınır güvenliği ve ticareti olumsuz etkileyebilir. İran'ın düşük ithalat talebi, Türk ihracatçılarını vururken, sınırdan artan kaçakçılık ve göç baskısı Ankara'nın endişelerini artırıyor. Ayrıca, İran'ın Afganistan ve Irak'taki nüfuzu, Tahran'ın iç sorunları nedeniyle zayıflarsa, bu bölgelerdeki güç dengesi değişebilir ve Türkiye'nin bölgesel politikalarını yeniden şekillendirmesini gerektirebilir. Ekonomik krizin derinleşmesi, İran'ın terör örgütleriyle mücadele kapasitesini de etkileyebilir. Bu nedenle, Türkiye'nin İran'daki gelişmeleri yakından izlemesi ve gerektiğinde diplomatik girişimlerde bulunması hayati önem taşıyor.