İran, İsrail ile süren savaşın üçüncü ayına girerken, yıllardır yaptırımlar altında ezilen ekonomisi ablukanın etkisiyle daha da derin bir krize sürükleniyor. Uzmanlar, ülkenin döviz rezervlerinin kritik seviyelere düştüğünü ve halkın temel ihtiyaç maddelerine erişiminin giderek zorlaştığını belirtiyor. İran riyali, dolar karşısında rekor seviyede değer kaybederken, enflasyon oranı yüzde 50'nin üzerine çıkmış durumda. Savaş öncesinde dahi zor durumda olan ekonomi, şimdi tam anlamıyla can çekişiyor.
Ekonomik yaptırımlar ve abluka: İkili kıskaç
ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesiyle başlayan yaptırım dalgası, İran'ın petrol ihracatını büyük ölçüde baltalamıştı. Ülke, yılda ortalama 100 milyar dolar olan petrol gelirlerinin büyük kısmını kaybetti. Savaşın başlamasıyla birlikte uygulanan abluka ise, kalan ticaret yollarını da neredeyse tamamen tıkadı. İran, bugüne kadar Çin ve Rusya üzerinden yaptırımları aşmaya çalışsa da, savaş lojistik hatları sekteye uğrattı. Özellikle Hazar Denizi ve Basra Körfezi'ndeki deniz ticareti neredeyse durma noktasına geldi.
Tahran yönetimi, temel gıda ve ilaç ithalatını sürdürebilmek için döviz rezervlerini eritiyor. Ancak Merkez Bankası verilerine göre, döviz rezervleri son üç ayda yüzde 30 azaldı. Bu durum, riyalin değer kaybını hızlandırırken, ithal ürünlerin fiyatı katlanarak artıyor. Ekmek, pirinç ve bitkisel yağ gibi temel gıdaların fiyatı son altı ayda ikiye katlandı. Halk, maaşlarının büyük bölümünü gıdaya harcamak zorunda kalıyor.
Toplumsal baskı ve protesto riski
Ekonomik zorluklar, toplumsal gerilimi de tırmandırıyor. Son haftalarda Tahran, İsfahan ve Meşhed gibi büyük şehirlerde işsizlik ve yüksek enflasyonu protesto eden gösteriler düzenlendi. Güvenlik güçleri gösterilere sert müdahale ederken, binlerce kişi gözaltına alındı. Rejim, savaş ortamında iç huzursuzluğun büyümesinden endişe ediyor. Dini lider Hamaney, yaptığı son konuşmada halkı sabra çağırdı; ancak ekonomik kriz derinleştikçe rejimin meşruiyeti sorgulanmaya başlıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) tahminlerine göre, İran ekonomisi bu yıl yüzde 6 oranında küçülecek ve işsizlik oranı yüzde 20'ye ulaşacak. Genç işsizliği ise yüzde 30'u aşmış durumda. Beyin göçü hızlanıyor; özellikle eğitimli gençler, Çin ve Türkiye'ye göç etmek için fırsat kolluyor.
Bölgesel etkiler ve enerji piyasaları
İran'ın ekonomik çöküşü, sadece ülke içinde değil, bölgesel dengelerde de yankı buluyor. İran'ın petrol ihracatındaki düşüş, küresel petrol fiyatlarını yukarı çekiyor. Brent petrolün varil fiyatı son üç ayda yüzde 15 artarak 95 doları aştı. Uzmanlar, İran'ın piyasaya dönmesinin kısa vadede mümkün görünmediğini belirtiyor.
Bölge ülkeleri, İran'ın zayıflamasından farklı şekilde etkileniyor. Suudi Arabistan ve BAE, İran'ın Ortadoğu'daki nüfuzunun azalmasını fırsat olarak görürken; Suriye ve Lübnan'daki müttefik gruplar, Tahran'dan gelen mali desteğin kesilmesiyle zor durumda kalıyor. Yemen'deki Husiler de İran'ın yardımlarının azalmasından endişe ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ekonomisinin çöküşü Türkiye'yi çeşitli kanallardan etkiliyor. Doğrudan etki enerji ticareti üzerinde: Türkiye, doğalgazının yaklaşık yüzde 15'ini İran'dan ithal ediyor. İran'ın üretim kapasitesinin düşmesi, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini riske atabilir. Ayrıca, İran'da yaşanan ekonomik çöküş, sınır ticaretini olumsuz etkiliyor ve kaçak göçü artırıyor. Ankara, Tahran'daki istikrarsızlığın güneydoğu illerine sıçramaması için dikkatli bir denge politikası izliyor. Öte yandan, İran'ın zayıflaması, bölgede Suudi Arabistan ve BAE'nin etkisini artırırken, Türkiye'nin Katar ve Libya üzerinden yürüttüğü politikaları da dolaylı olarak etkileyebilir.