İran yönetimi, Şubat ayında ABD ve İsrail’in başlattığı savaşın ardından iç politikada muhaliflere yönelik baskıyı artırırken, dış dünyaya birlik ve beraberlik mesajı vermeye devam ediyor. Ülkenin istihbarat ve güvenlik birimleri, savaşın başlamasından bu yana binlerce sivil toplum aktivisti, gazeteci ve muhalif siyasetçiyi gözaltına aldı. Bu operasyonlar, özellikle Tahran, Meşhed ve İsfahan gibi büyük şehirlerde yoğunlaşırken, tutuklananların sayısının 4 bini aştığı belirtiliyor. Uluslararası af örgütleri, İran’ın bu hamlelerini “iç muhalefeti sindirme girişimi” olarak nitelendiriyor. Diğer yandan, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada “İran halkı her zamankinden daha güçlü” ifadelerini kullanarak, ülke içindeki bölünmüşlüğü gizlemeye çalıştı.
İç Baskının Boyutları: Sivil Toplum Hedefte
İran İstihbarat Bakanlığı ve Devrim Muhafızları’na bağlı birimler, savaşın hemen ardından başlattıkları operasyonlarla özellikle kadın hakları savunucuları, öğrenci liderleri ve bağımsız gazetecileri hedef aldı. İran İnsan Hakları Örgütü’nün raporuna göre, sadece Mart ayında 1.200’den fazla kişi gözaltına alındı. Tutuklananlar arasında daha önce 2022’deki Mahsa Amini protestolarında öne çıkan isimler de bulunuyor. Gözaltına alınanların çoğu, “ulusal güvenliğe karşı faaliyet” ve “düşman propagandası yapmak” suçlamalarıyla yargılanıyor. İnsan hakları grupları, bu tutuklamaların savaşın yarattığı kaostan yararlanarak muhalefeti susturmayı amaçladığını belirtiyor. Ayrıca, üniversitelerdeki öğretim üyelerine yönelik soruşturmalar da dikkat çekiyor; Tahran Üniversitesi’nden 30’dan fazla akademisyen işten atıldı veya uzaklaştırıldı.
Dışarıya Birlik Mesajı: Propaganda ve Diplomasi
İran lideri Ali Hamaney, savaşın başlamasından bu yana yaptığı konuşmalarda “düşmana karşı birlik” vurgusu yaparken, Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi de uluslararası platformlarda İran’ın gücünü ve kararlılığını öne çıkarıyor. Devlet medyası, savaşın İran’a yönelik bir tehdit olduğu algısını körükleyerek toplumsal desteği artırmaya çalışıyor. Ancak, yabancı gazetecilerin ülkeye girişinin kısıtlanması ve internet sansürünün yoğunlaştırılması, hükümetin gerçek durumu gizleme çabası olarak yorumlanıyor. İran’ın Birleşmiş Milletler nezdindeki diplomatik girişimleri ise, özellikle Arap ülkeleri nezdinde nüfuzunu korumak için yürütülen bir strateji olarak görülüyor. Suudi Arabistan ve BAE ile varılan mutabakatlar, İran’ın bölgesel izolasyonunu kırmaya yönelik adımlar arasında sayılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran’daki iç baskı ve dışarıya yansıttığı birlik imajı, Türkiye’nin bölgesel politikalarını doğrudan etkiliyor. Savaş sonrası artan istikrarsızlık, İran’dan Türkiye’ye yeni bir göç dalgası riskini beraberinde getiriyor. Ayrıca, İran’ın diplomatik hamleleri, Türkiye’nin Ortadoğu’daki etki alanını daraltma potansiyeli taşıyor. Türkiye’nin, İran’la enerji ve güvenlik konularında iş birliği yaparken insan hakları ihlallerine karşı net bir tavır alması, dengeleyici bir rol oynaması bekleniyor. Özellikle PKK ve diğer terör örgütleriyle mücadelede İran’ın tutumu, Ankara için kritik öneme sahip. Bu gelişmeler, Türk dış politikasının bölgedeki manevra alanını daraltırken, insani krizlerle başa çıkma kapasitesini zorlayabilir.