İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Tümgeneral İsmail Kaani, ülkesinin desteklediği silahlı gruplar aracılığıyla Hürmüz Boğazı'ndan Bab el-Mandeb Boğazı'na kadar uzanan yeni bir "direniş güvenlik kuşağı" oluşturulduğunu duyurdu. İran resmi medyasına yansıyan açıklamalarda Kaani, Yemen'deki Husilerin "kahramanca ve zamanında" müdahalesinin bu stratejinin bir parçası olduğunu belirtti. Söz konusu kuşak, Basra Körfezi’ni Kızıldeniz’e bağlayan kritik deniz yollarını kapsıyor. Kaani, bu adımların bölgedeki direniş güçlerinin koordinasyonunu artırdığını ve İsrail ile ABD'ye karşı caydırıcılık oluşturduğunu savundu.
Gelişmenin Arka Planı
İran, uzun yıllardır Yemen'deki Ensarullah hareketi (Husiler), Lübnan Hizbullah'ı, Irak ve Suriye'deki çeşitli milis gruplar aracılığıyla bölgesel nüfuzunu genişletmektedir. Kaani’nin bu son açıklaması, İran'ın deniz koridorlarını kontrol etme ve gerektiğinde ticari ve askeri gemilere müdahale etme kabiliyetine işaret ediyor. Özellikle Yemen krizi sürecinde Husilerin Kızıldeniz'de Suudi liderliğindeki koalisyona ait gemilere ve İsrail bağlantılı ticaret gemilerine yönelik saldırıları, Kaani'nin bahsettiği "kahramanca eylemler" olarak değerlendiriliyor. Bu durum, küresel enerji ticareti ve tedarik zinciri güvenliği açısından önemli riskler barındırıyor. İran, bu kuşak aracılığıyla müttefiklerine lojistik destek sağlarken, düşmanlarına karşı da bir tehdit unsuru oluşturmayı hedefliyor.
Hürmüz Boğazı, dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir nokta. Bab el-Mandeb ise Kızıldeniz ile Aden Körfezi arasındaki dar geçit. İran'ın bu iki su yolunu kapsayan bir güvenlik kuşağı oluşturma iddiası, bölgedeki deniz güvenliğine yönelik ciddi bir tehdit olarak yorumlanıyor. Uzmanlar, bu açıklamanın İran'ın müzakere masasındaki elini güçlendirme çabası olduğunu da belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kaani'nin açıklaması, İran-İsrail geriliminin tırmandığı bir döneme denk geldi. İsrail, Gazze savaşı sırasında Husilere karşı Yemen'de hava saldırıları düzenlemiş, Husiler ise Kızıldeniz'de İsrail bağlantılı gemilere saldırmıştı. ABD liderliğindeki "Refah Muhafızı" operasyonu da Husilerin saldırılarına karşı deniz güvenliğini sağlamayı amaçlıyor. İran'ın bu hamlesi, ABD ve müttefiklerine karşı bir meydan okuma olarak görülüyor. Ayrıca, Çin ve Hindistan gibi Asya ekonomilerinin enerji ihtiyacının büyük kısmını bu rotalardan karşıladığı düşünüldüğünde, olası bir krizin küresel ekonomik istikrarı sarsabileceği endişesi bulunuyor. Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan, İran'ın bu söylemlerini yakından takip ederken, uluslararası denizcilik şirketleri alternatif rotalar arayışına girdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kızıldeniz ve Basra Körfezi'ne kıyısı olmamakla birlikte, bu bölgelerdeki istikrarsızlık doğrudan Türk ticaretini ve enerji güvenliğini etkileyebilir. Türkiye, ham petrol ve doğal gaz ithalatının önemli bir kısmını Körfez ülkelerinden sağlıyor. İran'ın olası bir deniz ablukası veya güvenlik tehdidi, enerji fiyatlarını yükseltebilir ve tedarik zincirlerini kesintiye uğratabilir. Ayrıca, Türkiye’nin Somali, Sudan ve Libya gibi ülkelerle olan ticari bağlantıları Kızıldeniz’den geçiyor. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye’nin Afrika açılımını ve Doğu Akdeniz’deki enerji stratejisini de olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bu gelişmeleri yakından takip ederken, hem NATO müttefiki ABD hem de İran ile dengeli bir diplomasi yürütmek durumundadır.