İran ile Batı arasındaki gerilim tırmanırken, İslam Devrimi Muhafızları Kolordusu (IRGC) rejimin hem askeri hem de ekonomik belkemiği olarak öne çıkıyor. 1979 İslam Devrimi'nin hemen ardından kurulan bu yapı, bugün İran'ın en güçlü kurumu haline gelmiş durumda. ABD'nin 2019'da terör örgütü listesine aldığı IRGC, sadece bir ordu değil; istihbarat, ekonomi ve siyaseti kontrol eden paralel bir devlet gibi işliyor. Olası bir savaş durumunda İran'ın savunma stratejisinin merkezinde yer alacak.
Devrim Muhafızları'nın Tarihsel Gelişimi ve Yapısı
IRGC, Şah rejimini deviren devrimin ardından, yeni rejimi iç ve dış tehditlere karşı korumak amacıyla kuruldu. Zamanla düzenli ordudan (Artes) bağımsız, doğrudan dini lidere bağlı bir güç haline geldi. Bugün kara, hava, deniz kuvvetleri ve ünlü Kudüs Gücü (Quds Force) gibi birimlere sahip. Kudüs Gücü, yurt dışında gizli operasyonlar yürütmekle görevli. IRGC'nin toplam personel sayısı 190.000 civarında olduğu tahmin ediliyor; ayrıca milyonlarca üyeli Besic milisleri de ona bağlı.
IRGC'nin ekonomik gücü de azımsanmayacak düzeyde. İran ekonomisinin önemli bir kısmını kontrol ediyor; inşaat, enerji, telekomünikasyon ve bankacılık sektörlerinde büyük paya sahip. Batı yaptırımlarına rağmen, IRGC bağlantılı şirketler yolsuzluk ve kayırmacılık iddialarıyla sık sık gündeme geliyor. Bu ekonomik ağ, rejimin ayakta kalmasını sağlayan önemli bir gelir kaynağı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
IRGC, Ortadoğu'da geniş bir vekil ağına sahip. Lübnan Hizbullah, Yemen Husileri, Irak'taki Şii milisler ve Suriye'deki rejim yanlısı güçler üzerinde etkili. Bu ağ sayesinde İran, doğrudan savaşa girmeden bölgesel nüfuzunu artırıyor. Son yıllarda İsrail'e yönelik artan saldırılar ve Suudi Arabistan'a yönelik tehditler, IRGC'nin stratejik önemini gösteriyor. ABD'nin Ocak 2020'de Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani'yi öldürmesi, IRGC'nin ne kadar merkezi bir hedef olduğunu ortaya koydu.
Olası bir savaşta IRGC'nin rolü kritik olacak. İran'ın konvansiyonel ordusu zayıf olsa da, IRGC asimetrik savaş taktikleri, balistik füzeler, insansız hava araçları ve deniz mayınları ile düşmanı yıpratmayı hedefliyor. Ayrıca Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, küresel enerji arzını sekteye uğratabilir. IRGC'nin vekil güçleri, ABD ve müttefiklerine karşı çok cepheli bir savaş açabilir. Bu durum, çatışmayı bölgesel bir yangına dönüştürme potansiyeli taşıyor.
IRGC'nin ideolojik yapısı da önemli. Velayet-i Fakih doktrinine sıkı sıkıya bağlı olan bu yapı, rejimin bekası için her türlü mücadeleyi göze alıyor. Bu nedenle, İran'a yönelik herhangi bir askeri müdahale, yalnızca bir orduyu değil, bir inanç sistemini karşısına almak anlamına geliyor. Batılı istihbarat raporları, IRGC'nin siber saldırı kapasitesinin de geliştiğini ve kritik altyapılara yönelik tehdit oluşturduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD geriliminin tırmanması, Türkiye için ciddi riskler barındırıyor. Türkiye, İran ile 560 km'lik bir sınırı paylaşıyor ve ekonomik ilişkileri son yıllarda artmış durumda. Olası bir savaş, enerji fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin enerji ithalatını olumsuz etkiler. Ayrıca mülteci akını ve sınır güvenliği sorunları gündeme gelebilir. Türkiye, bölgesel istikrarı korumak için diplomatik girişimlerini artırmalı; hem ABD hem de İran ile diyalog kanallarını açık tutmalı. IRGC'nin vekil ağının Türkiye'ye yönelik potansiyel tehditleri de dikkatle izlenmeli.