Katar, ABD ile İran arasında uzun süredir askıya alınan müzakerelerin yeniden başlatılması için diplomatik girişimlerini hızlandırdı. Doha yönetimi, bölgede artan gerilimin “tırmanma döngülerine” dönüşebileceği uyarısında bulunarak tarafları diyalog masasına dönmeye çağırdı. Katar Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, körfez ülkesinin arabuluculuk rolünü sürdürmeye hazır olduğunu ve nükleer anlaşmanın canlandırılmasının bölgesel istikrar için kritik olduğunu vurguladı.
Müzakerelerin arka planı ve Katar’ın rolü
ABD ile İran arasındaki dolaylı görüşmeler, 2022 yılında Viyana’da yürütülen ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (JCPOA) yeniden canlandırılmasını amaçlayan müzakerelerin çökmesinden bu yana büyük ölçüde durmuş durumda. O tarihten bu yana taraflar arasındaki güven azaldı ve bir dizi karşılıklı yaptırım ve misilleme adımı atıldı. Katar, 2022’de dolaylı görüşmelere ev sahipliği yaparak arabuluculukta önemli bir rol üstlenmişti. Doha, hem ABD hem de İran ile iyi ilişkilere sahip olması nedeniyle bölgede nadir bulunan bir diplomatik konuma sahip. Katar ayrıca, 2023’te İran ile Suudi Arabistan arasındaki normalleşme sürecinde de kolaylaştırıcı rol oynamıştı.
Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, son haftalarda hem Tahran hem de Washington ile temaslarda bulundu. Edinilen bilgilere göre, Katar yetkilileri İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesi karşılığında İran’ın nükleer programını sınırlamayı öngören bir “adım adım” yaklaşımını gündeme getirdi. Ancak ABD yönetimi, İran’ın özellikle uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırması nedeniyle bu tür bir esneklik için henüz istekli görünmüyor. İran tarafı ise ABD’nin 2018’de anlaşmadan tek taraflı çekilmesini ve yeniden yaptırım uygulamasını hatırlatarak, önce yaptırımların kaldırılmasını istiyor.
Katar’ın endişeleri yalnızca nükleer dosyayla sınırlı değil. Doha, İsrail-Hamas savaşının bölgesel yayılma riskini, Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarını ve Lübnan-İsrail sınırındaki gerilimi yakından izliyor. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı, “Bölgede her yeni tırmanma döngüsü, bir sonraki krizi doğuruyor. Artık diplomatik kanalları açık tutmaktan başka seçenek yok” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, Katar’ın arabuluculuk kapasitesini koruma ve bölgesel istikrarı sağlama yönündeki kararlılığını yansıtıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Katar’ın girişimi, ABD’nin İran’a yönelik “azami baskı” politikasının yeniden gündeme geldiği bir dönemde geliyor. Washington, İran’ın nükleer programını ve bölgesel milis gruplara verdiği desteği gerekçe göstererek yeni yaptırımlar uygulamaya hazırlanıyor. İran ise uranyum zenginleştirme oranını %60’ın üzerine çıkarmış durumda; bu oran silah seviyesi olan %90’a oldukça yakın. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran’ın nükleer tesislerindeki denetimlerin kısıtlandığını ve yeterli şeffaflık sağlanmadığını raporladı. Bu durum, İsrail’in İran’a yönelik olası askeri müdahale tehditlerini artırıyor.
Katar’ın arabuluculuk çabası, Çin’in 2023’te Suudi Arabistan ile İran arasındaki anlaşmayı kolaylaştırmasının ardından bölgesel dengelerin değiştiği bir ortamda gerçekleşiyor. Çin ve Rusya, ABD’nin bölgedeki etkisini azaltmaya çalışırken, Katar gibi küçük ama etkili aktörler denge politikası izliyor. Avrupa Birliği de nükleer anlaşmanın canlandırılması için çaba harcıyor; ancak ABD’nin tutumu belirleyici olacak. Katar’ın çağrısı, yaklaşan ABD seçimleri öncesinde İran dosyasının yeniden sıcak bir konu haline gelebileceğini gösteriyor.
Uzmanlar, Katar’ın arabuluculuk girişiminin başarılı olması için öncelikle ABD ve İran arasında güven tesis edilmesi gerektiğini belirtiyor. Ancak her iki tarafın da iç siyasi baskılar nedeniyle taviz vermekte zorlandığı bir dönemde, Diplomatik çözüm ihtimali zayıf görünüyor. Yine de Katar’ın “tırmanma döngüsü” uyarısı, bölgesel aktörlerin savaş istemediğini ve diyalog arayışının sürdüğünü gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran geriliminin azalmasını ve nükleer anlaşmanın canlandırılmasını kendi güvenliği açısından kritik görüyor. İran’la sınır komşusu olan Türkiye, olası bir askeri çatışmanın enerji arz güvenliği, mülteci akını ve bölgesel istikrar üzerindeki yıkıcı etkilerinden endişe ediyor. Katar’ın arabuluculuk çabaları, Türkiye’nin bölgesel diplomatik girişimleriyle örtüşüyor; Ankara da benzer şekilde tansiyonun düşürülmesi ve diyaloğun öncelik kazanması çağrısı yapıyor. Ayrıca Türkiye, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının kendi ekonomisini dolaylı yoldan etkilemesini istemiyor. Bu gelişme, Türkiye’nin bölgede arabuluculuk rolünü güçlendirme ve İran’la enerji işbirliğini sürdürme çabalarına zemin hazırlayabilir.