ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD-İran ateşkesinin "bittiğini" ilan etmesinin hemen ardından, İran Devrim Muhafızları Körfez bölgesinde iki önemli ülkeyi hedef aldı. Bahreyn'de şiddetli patlamalar duyulurken, Kuveyt hava savunma sistemleri "düşman füze ve drone saldırılarını" durdurduğunu açıkladı. İran'ın hamlesi, Devrim Muhafızları'nın ABD'nin yeni askeri adımlarına "yıkıcı bir yanıt" vereceği yönündeki tehdidinin hemen ardından geldi. Saldırılar, bölgesel bir savaş endişelerini yeniden alevlendirdi.
Gelişmenin Arka Planı
Kuveyt Savunma Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada, ülkenin hava savunma sistemlerinin gece saatlerinde birden fazla "düşman hedefini" başarıyla imha ettiği belirtildi. Açıklamada, saldırının ardındaki fail olarak doğrudan İran gösterilmezken, bölgedeki artan tansiyonun bu saldırıyı tetiklediği ifade edildi. Bahreyn'de ise başkent Manama yakınlarında en az üç patlama rapor edildi. Olaylarda can kaybı bildirilmezken, sivillerin tahliye edildiği öğrenildi. Saldırıların zamanlaması dikkat çekici: Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago tatil köyünde bir grup gazeteciye yaptığı ve ateşkesin "tarihe karıştığını" söylediği açıklamadan yalnızca saatler sonra gerçekleşti. İran cephesinde ise Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Emir Ali Hacızade, "Amerika'nın yeni maceralarına en sert şekilde karşılık vereceğiz" tehdidini yineledi.
Uzmanlara göre İran'ın bu hamlesi, Trump'ın İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasının geri dönüşü olarak yorumlanıyor. Trump'ın ilk döneminde uyguladığı bu politika kapsamında İran ekonomisine ağır yaptırımlar getirilmişti. Ancak bu kez askeri bir boyut da eklenmiş durumda. Kuveyt ve Bahreyn, ABD'nin Körfez'deki en önemli müttefikleri olarak biliniyor. Kuveyt'teki Camp Arifjan ve Bahreyn'deki ABD Deniz Kuvvetleri Üssü, Amerikan askeri varlığının merkez üslerinden.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu saldırılar, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Orta Doğu'nun güvenlik mimarisini tehdit ediyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri, İran'ın eylemlerine karşı ortak bir tavır alıp almayacaklarını değerlendiriyor. İran'ın saldırılarında kullandığı silahların türü de ayrı bir tartışma konusu: Ucuz drone'lar ve balistik füzeler, modern hava savunma sistemlerini bile zorlayabiliyor. Bu, bölge ülkelerini hava savunma harcamalarını artırmaya itiyor. Öte yandan, Çin ve Rusya'nın bu krizde nasıl bir pozisyon alacağı da merak ediliyor. Pekin, enerji ihtiyacının büyük kısmını karşıladığı Körfez'de istikrarsızlık istemezken, Moskova uluslararası yaptırımlar altında olduğu için İran'a askeri destek sinyali verebilir.
Avrupa Birliği'nin tepkisi ise daha temkinli. AB Dış İlişkiler Sözcüsü, "Sivillerin hedef alındığı her türlü saldırıyı kınıyoruz. Tarafları itidal çağrısında bulunuyoruz" açıklamasını yaparken, krizi diplomatik yollardan çözmek istediklerini ima etti. Ne var ki Trump'ın ateşkesi bozması, AB'nin arabuluculuk çabalarını zora sokuyor. İsrail ise sessiz kalmayı tercih ederken, güvenlik kaynakları İran'ın kuzey sınırına ek birlikler sevk ettiğini bildiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'yi doğrudan iki açıdan etkiliyor. Birincisi, enerji güvenliği: Türkiye doğalgazının önemli bir kısmını İran ve Azerbaycan üzerinden temin ediyor. Körfez'deki bir çatışma, Petrol ve doğalgaz fiyatlarını aniden yükseltebilir ve Türkiye'nin cari açığına baskı yapabilir. İkincisi, güvenlik: PKK/PYD'nin İran bağlantılı unsurları, bu krizden faydalanarak sınır ötesi faaliyetlerini artırabilir. Türkiye'nin bölgede askeri varlığı bulunmasa da, ABD ile İran arasındaki gerginlik, Türkiye'nin Katar ve Irak'taki diplomatik girişimlerini de etkileyebilir. Ankara, her iki tarafla da diyalog kanallarını açık tutarak bir denge politikası izleyecektir.