İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Şamhani, bugün yaptığı açıklamada, ABD ile yürütülen nükleer müzakerelerin çıkmaza girdiğini ve taraflar arasındaki güvensizliğin bölgesel bir savaş riskini artırdığını söyledi. Tahran yönetiminin en üst düzey güvenlik danışmanlarından biri olan Şamhani, resmi devlet televizyonunda yayınlanan konuşmasında, "Müzakere masasında ilerleme kaydedilememesi, askeri seçeneklerin daha fazla konuşulmasına yol açıyor. Bu durum sadece bölge için değil, küresel barış açısından da tehdit oluşturuyor" ifadelerini kullandı.
Müzakerelerin tıkanma nedenleri
ABD ile İran arasında Viyana'da devam eden nükleer anlaşma müzakereleri, son haftalarda belirgin bir şekilde yavaşladı. İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurma ve uluslararası denetimlere izin verme gibi talepleri karşısında ABD'nin yaptırımların tamamen kaldırılmasına yanaşmaması, ana anlaşmazlık noktası olarak öne çıkıyor. Washington yönetimi, İran'ın balistik füze programı ve bölgedeki vekil güçlerine verdiği desteğin de müzakere masasına taşınmasını istiyor. Tahran ise bu konuların Ulusal Güvenlik Konseyi'nin kırmızı çizgileri olduğunu defalarca vurguladı. Uzmanlar, İran'ın son dönemde %60'a varan uranyum zenginleştirme seviyesine ulaşmasının, ABD'yi müzakere masasına zorlamaktan çok, İsrail'in askeri müdahale olasılığını artırdığını belirtiyor.
Öte yandan, İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun bölgedeki faaliyetleri de gerginliği tırmandırıyor. Yemen'deki Husilere sağlanan askeri destek, Suriye'de İran destekli milislerin varlığı ve Lübnan Hizbullahı'nın giderek artan askeri kapasitesi, ABD ve İsrail tarafından doğrudan tehdit olarak algılanıyor. Şamhani, "Müzakere masasında adil bir anlaşmaya varılmazsa, İran kendi güvenliğini sağlamak için her türlü adımı atmaktan çekinmez" diyerek Tahran'ın askeri seçeneklerini masada tuttuğunun sinyalini verdi.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran gerginliğinin tırmanması, başta Körfez ülkeleri olmak üzere tüm Ortadoğu'yu etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Tahran'ın nükleer programını bahane ederek kendi savunma harcamalarını artırırken, İsrail ise İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırı senaryosu üzerinde çalışıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın son raporları, İran'ın nükleer faaliyetlerini denetleme iznini sınırlandırdığını ve IAEA'in İran'daki bazı tesislere erişiminin engellendiğini ortaya koyuyor. Bu durum, Batılı ülkelerin İran'a yeni yaptırımlar uygulamasına zemin hazırlıyor.
Rusya ve Çin'in İran'a diplomatik destek vermesi, müzakerelerin daha karmaşık bir hal almasına neden oluyor. Moskova, nükleer anlaşmanın tamamen çökmesi durumunda İran'a daha fazla askeri teknoloji transferi yapabileceğini ima ederken, Pekin ise İran'dan ucuz petrol tedarikini sürdürmek için diplomatik kanalları açık tutuyor. Uzmanlar, İran'ın bu desteği arkasına alarak ABD'ye karşı daha sert bir müzakere pozisyonu benimsediğini ifade ediyor.
Enerji piyasaları da gerginlikten etkileniyor. Petrol fiyatları, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri nedeniyle son haftalarda %12 oranında yükseldi. Küresel petrol arzının yaklaşık %20'sinin geçtiği bu stratejik su yolunun olası bir çatışmada kapatılması, hem petrol fiyatlarını hem de küresel enerji güvenliğini tehdit ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerginliğinin tırmanması, Türkiye için doğrudan güvenlik ve ekonomi riski oluşturuyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Irak üzerinden karşılarken, Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir kriz enerji fiyatlarını artırabilir ve Türkiye'nin cari açığını büyütebilir. Ayrıca, Suriye ve Irak'ta İran destekli milislerin Türkiye sınırına yakın bölgelerdeki faaliyetleri, Ankara için terör tehdidini artırabilir. Türkiye, hem ABD ile stratejik ortaklığını hem de İran ile enerji ve ticaret ilişkilerini dengelemek zorunda kalacak. Bu krizde Arabuluculuk rolü üstlenmek isteyen Ankara'nın, iki tarafı da karşısına almadan diplomasiyi yönetmesi kritik önem taşıyor.