WASHINGTON - ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının üzerinden altı ay geçti. Başkan Donald Trump'ın 'küçük bir gezi' olarak nitelendirdiği savaş, artık son derece sevilmeyen bir çıkmaza dönüşmüş durumda ve başkanlığını tehdit ediyor. İran'ın nükleer tesislerine ve askeri altyapısına yönelik başlatılan operasyonlar, beklenenin aksine hızlı bir zafer getirmedi. Bunun yerine, bölgesel bir yangına dönüşen çatışmalar, küresel enerji piyasalarını altüst etti ve uluslararası toplumu ikiye böldü.
Altı Ayın Ardından: Beklenen Zafer Yerine Çıkmaz Sokak
Operasyonların başladığı 27 Şubat'ta ABD ve İsrail'in hedefi, İran'ın nükleer programını durdurmak ve devrim muhafızlarının bölgesel gücünü kırmaktı. Ancak altı ay sonra, İran'ın nükleer tesisleri tamamen yok edilemediği gibi, ülkenin füze kapasitesi de kayda değer ölçüde zayıflatılamadı. Pentagon kaynakları, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin bir kısmını yeraltına taşıdığını ve yeni santrifüjler geliştirdiğini doğruluyor. Bu durum, savaşın ilan edilen hedeflere ulaşamadığının en açık kanıtı olarak gösteriliyor.
İran'ın misilleme saldırıları ise özellikle Basra Körfezi'ndeki ABD donanma gemilerine ve İsrail'in Hayfa limanına yönelik oldu. İran destekli Husi milislerin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları, küresel tedarik zincirlerinde ciddi aksamalara yol açtı. Süveyş Kanalı'ndan geçen trafik %30 azalırken, navlun sigortası primleri ikiye katlandı. Bu gelişmeler, dünya ekonomisini yeni bir petrol krizine sürükledi; Brent petrolün varil fiyatı 120 doların üzerine çıkarak yılların zirvesini gördü.
Siyasi ve Diplomatik Bedel
Ayakta kalan en önemli soru, bu savaşın nasıl sona ereceği. BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya ve Çin'in vetosuyla karşılaşan ABD, İran'a yönelik uluslararası bir ambargo kararı çıkaramadı. Avrupa Birliği ise iki ateş arasında kalmış durumda. Almanya ve Fransa, ABD'nin İran politikasını desteklemekle birlikte, savaşın genişlemesinden endişe duyuyor; İtalya ve İspanya ise diplomasiye dönülmesi için çağrıda bulunuyor. Bu bölünmüşlük, NATO'nun da güvenilirliğini zedeliyor.
Savaşın en ağır bedelini ise sivil halk ödüyor. İran'da savaşın başlamasından bu yana en az 18 bin kişi hayatını kaybetti; bu sayıya doğrudan çatışmalarda ölenlerin yanı sıra, tıbbi malzeme sıkıntısı ve altyapı hasarları nedeniyle yaşamını yitirenler de dahil. Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü, İran içinde 1,2 milyon kişinin yerinden edildiğini, 300 binden fazla kişinin ise Türkiye, Ermenistan ve Pakistan'a sığındığını açıkladı. İran'ın büyük şehirlerinde elektrik ve su kesintileri had safhada; temel gıda maddelerinde yüzde 300'e varan fiyat artışları yaşanıyor.
Trump'ın Siyasi Kaderi ve Savaşın Geleceği
Başkan Trump, savaşı "küçük bir gezi" olarak tanımlarken, maliyetin çok daha büyük olduğu ortaya çıktı. Savaş bütçesi şu ana kadar 450 milyar doları aşarken, Kongre'deki Cumhuriyetçiler bile bu durumdan rahatsız. Kamuoyu yoklamalarına göre, Amerikalıların sadece %28'i savaşı destekliyor. Bu durum, Trump'ın 2026 ara seçimlerindeki şansını azaltıyor ve başkanlığının son yıllarını gölgeliyor.
Bölgede ise durum giderek karmaşıklaşıyor. İran'ın müttefiki Rusya, savaşta İran'a askeri istihbarat ve hava savunma sistemleri sağladığını kabul etti. Çin ise İran'dan indirimli petrol alarak savaş ekonomisinden kâr elde ediyor ve Tahran yönetiminin uluslararası izolasyonunu kırıyor. Bu durum, ABD'nin Ortadoğu'daki geleneksel nüfuzunun kırıldığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu savaş, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Türkiye, İran'a sınır komşusu olarak, çatışmanın doğrudan etkilerini hissediyor. Sınırda yaşanan insani kriz, Türkiye'nin güvenlik önceliklerini değiştiriyor; PKK'nın İran kolu PJAK ile yaşanan çatışmalar da bu süreçte tırmandı. Enerji güvenliği açısından ise Türkiye, İran'dan doğalgaz ithalatını sürdürmekle birlikte, alternatif kaynaklara yönelmek zorunda kaldı. Ankara, savaşın kendi sınırlarına sıçramaması için diplomatik girişimlerini artırdı; ancak ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ile İran’ın enerji ticareti arasında sıkışmış durumda. Türkiye'nin bölgesel istikrar için oynadığı arabuluculuk rolü, bu krizde yeniden önem kazanıyor.