İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, işgal altındaki Batı Şeria'da yeni Yahudi yerleşimleri kurma sözü verdi. Bu açıklama, Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) yerleşimleri yasadışı ilan eden kararının ardından geldi ve uluslararası toplumun tepkisini çekti. Netanyahu'nun bu hamlesi, Filistin topraklarının işgalini derinleştirme ve iki devletli çözüm olasılığını daha da zayıflatma anlamına geliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Netanyahu, başkenti işgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan İsrail hükümetinin haftalık toplantısında yaptığı açıklamada, "Yahudi halkının tarihi toprakları olan Yahudiye ve Samiriye'de (Batı Şeria) yerleşimleri güçlendirmeye ve genişletmeye devam edeceğiz" dedi. Bu ifadeler, İsrail'in BM Genel Kurulu'nda kabul edilen ve yerleşimlerin meşruiyetini tanımayan kararlara rağmen yerleşim faaliyetlerini sürdüreceğinin bir işareti olarak yorumlandı.
İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim politikası, 1967'deki Altı Gün Savaşı'ndan bu yana uluslararası hukuka aykırı olarak görülüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı da dahil olmak üzere birçok karar, bu yerleşimlerin yasadışı olduğunu ve bölgede kalıcı barışı engellediğini vurguluyor. UAD'nin geçtiğimiz ay yayınladığı danışma görüşü, İsrail'in yerleşimler de dahil olmak üzere işgal politikalarının uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve derhal sona erdirilmesi gerektiğini belirtti.
Netanyahu'nun bu açıklaması, İsrail'de sağcı koalisyon hükümetinin yerleşimci gruplara verdiği desteği artırma çabasının bir parçası olarak görülüyor. Başbakan, hükümetinin yerleşimlere milyonlarca dolarlık bütçe ayırdığını ve yeni konut inşaatları için onaylar verdiğini de sözlerine ekledi. Batı Şeria'daki yerleşim nüfusu son yıllarda istikrarlı bir şekilde artarak 500 bini aşmış durumda; bu da Filistinlilerin kendi devletlerini kurma umutlarını her geçen gün azaltıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Netanyahu'nun bu hamlesi, bölgede zaten kırılgan olan dengeleri daha da geriyor. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, yaptığı açıklamada Netanyahu'nun sözlerinin "işgalin ve sömürgeciliğin meydan okuması" olduğunu belirterek, uluslararası toplumu İsrail'e karşı somut adımlar atmaya çağırdı. Hamas ise bu açıklamayı "savaş ilanı" olarak nitelendirdi ve silahlı mücadelenin tek yol olduğunu yineledi.
Uluslararası toplumdan da tepkiler gecikmedi. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, yaptığı yazılı açıklamada, "Yerleşimler uluslararası hukuka göre yasadışıdır ve Orta Doğu'da adil ve kalıcı bir barış için bir engeldir. AB, bu politikaları tanımamaktadır" ifadelerini kullandı.
ABD yönetimi ise bu konuda daha temkinli bir dil kullanmayı tercih ediyor. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby, "İsrail'in güvenliği konusundaki kararlılığımız sarsılmaz, ancak yerleşimlerin genişletilmesi iki devletli çözümü zorlaştırıyor" dedi.
Bu gelişme, aynı zamanda İsrail ile Suudi Arabistan arasında devam eden normalleşme müzakerelerini de olumsuz etkileyebilir. Suudi yetkililer, Filistin devletinin kurulmasına yönelik somut adımlar atılmadan normalleşmenin mümkün olmayacağını defalarca dile getirmişti. Netanyahu'nun bu çıkışı, bölgede artan gerilimlerin ortasında yeni bir krize yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği güçlü destekle biliniyor ve İsrail'in yerleşim politikalarını defalarca kınamıştır. Bu yeni gelişme, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik girişimlerini güçlendirebilir ve Doğu Kudüs'ün statüsü konusundaki hassasiyetini artırabilir. Türkiye, uluslararası platformlarda Filistin'in yanında yer alarak, BM kararlarının uygulanmasını talep edebilir ve İsrail'e yönelik yaptırımlar için destek arayabilir. Ayrıca, bu durum Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir gerilim dalgası yaratabilir; ancak enerji işbirliği gibi alanlardaki pragmatik ilişkiler dengelenebilir. Bölgesel istikrar açısından, bu tür tek taraflı adımlar Orta Doğu'da güvenlik risklerini artırarak Türkiye'nin komşuluk çevresini doğrudan etkilemektedir.