İran ile uluslararası toplum arasındaki gerginlik, nükleer anlaşmanın geleceğine ilişkin belirsizlikler ve bölgesel rekabetin derinleşmesiyle yeniden tırmanma potansiyeli taşıyor. Savunma editörümüz Shashank Joshi'nin değerlendirmesine göre, taraflar arasındaki irade savaşı daha önce olduğu gibi yine tehlikeli bir noktaya gelebilir. Bu kez jeopolitik dinamikler, yaptırımların etkisi ve İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerindeki artış, krizi tetikleyebilecek unsurlar olarak öne çıkıyor.
Anlaşmanın çöküşü ve yeni gerilimler
2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekilmesiyle büyük bir darbe almıştı. Joe Biden yönetimi müzakerelere dönme iradesi gösterse de, İran'ın nükleer programını hızlandırması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ile işbirliğini sınırlaması, süreci çıkmaza soktu. Son aylarda İran'ın yüzde 60'a varan saflıkta uranyum zenginleştirmesi, anlaşmanın temel parametrelerini aşındırdı. Buna karşılık ABD, yeni yaptırım dalgaları hazırlarken, İsrail'in askeri seçeneklere atıfta bulunması tansiyonu yükseltti.
Bölgesel boyutta İran'ın vekil güçleri aracılığıyla Yemen, Suriye ve Irak'taki faaliyetleri, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle rekabeti körüklüyor. Yemen'deki Husilere sağlanan destek, Suudi Arabistan'ın güvenlik endişelerini artırırken, İran'ın balistik füze programı da uluslararası endişelerin odağında. Joshi, bu faktörlerin birleşiminin anlaşma zemini daraltırken, yanlış hesaplamaların askeri çatışmaya yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Küresel enerji piyasaları ve çatışma riski
İran çatışmasının yeniden alevlenmesi, küresel enerji piyasaları için de büyük risk taşıyor. Dünyanın en büyük ham petrol rezervlerine sahip ülkelerinden biri olan İran, Hürmüz Boğazı üzerinden geçen petrol sevkiyatının yaklaşık üçte birini kontrol ediyor. Olası bir askeri çatışma, boğazın kapanmasına ve petrol fiyatlarında şok artışlara neden olabilir. Joshi, ayrıca Çin, Rusya ve Avrupa Birliği'nin pozisyonlarının da krizin yönetiminde belirleyici olacağını belirtiyor. Moskova ve Pekin, İran'a diplomatik destek sağlarken, ABD'nin yaptırım politikasını delmeye çalışıyor. Bu karmaşık denklem, herhangi bir askeri müdahalenin bölgesel ve küresel sonuçlarını daha da öngörülemez kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile olası bir çatışma, Türkiye için ciddi güvenlik ve ekonomik riskler barındırıyor. Türkiye, İran'dan doğal gaz ithal ediyor ve iki ülke arasındaki ticaret hacmi milyar dolar seviyesinde. Sınır güvenliği ve PKK'nın İran bağlantılı kolları da göz önüne alındığında, Ankara'nın istikrarlı bir İran'a ihtiyacı var. Ayrıca, enerji fiyatlarındaki olası artış, Türkiye'nin cari açığını daha da büyütebilir. Bu nedenle Türkiye, hem gerilimi azaltma çabalarını desteklemeli hem de yaptırımların Türk şirketlerine etkisini minimize etmek için dengeli bir diplomasi izlemelidir.