ABD ordusunun İran'a yönelik saldırıları ikinci gününe girerken, Tahran yönetimi Basra Körfezi'ndeki Amerikan müttefiklerine misilleme yaparak karşılık verdi. Bu gelişmeler, diplomatik bir çözüm arayışlarında ilerleme sağlanamamasının ardından bölgenin yeniden savaşın eşiğine gelmesine yol açtı. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) Savunma ve Güvenlik Departmanı Başkan Yardımcısı Emily Harding, taraflar arasındaki iletişimin şiddet yoluyla yürütüldüğünü belirtti. Harding, “Bu bir diyalog biçimi, ancak son derece tehlikeli bir zemin” ifadelerini kullandı.
Gelişmelerin Arka Planı
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, İran Devrim Muhafızları'na ait deniz hedeflerine yönelik operasyonların sürdüğü bildirildi. Operasyonların, Basra Körfezi'ndeki ticari gemilere yönelik tehditleri bertaraf etmek amacıyla gerçekleştirildiği ifade edildi. İran ise, saldırılara karşılık olarak Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milis grupları aracılığıyla ABD ve koalisyon güçlerine ait üslere füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenledi. BAE ve Suudi Arabistan kıyılarına yakın bölgelerde de çatışmalar yoğunlaştı.
Taraflar arasındaki gerilim, geçen yıl ABD'nin İran'ın nükleer programına yönelik yaptırımları artırmasıyla başlamıştı. İran'ın uranyum zenginleştirme çalışmalarını hızlandırması ve uluslararası anlaşmalardan çekilme tehditleri, Washington yönetimini askeri seçeneklere yöneltti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasser Kanaani, yaptığı yazılı açıklamada, “ABD'nin saldırganlığı karşısında kendimizi savunma hakkımızı kullanıyoruz. Diplomasi masası hâlâ açık, ancak tehditlere boyun eğmeyeceğiz” dedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çatışmaların bölgesel boyutu, özellikle enerji piyasalarında dalgalanmalara neden oldu. Ham petrol fiyatları yüzde 5'ten fazla yükselirken, Hürmüz Boğazı'nın olası bir kapanması küresel enerji arzını tehdit ediyor. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) durumu yakından takip ettiklerini duyurdu.
Emily Harding, CSIS tarafından yayımlanan raporunda, “ABD ve İran arasındaki bu dolaylı çatışma, her iki tarafın da doğrudan bir savaştan kaçınmak istediğini gösteriyor. Ancak şiddet döngüsü kontrolden çıkabilir” değerlendirmesini yaptı. BM Güvenlik Konseyi, acil toplantı çağrısı yaparken, Rusya ve Çin taraflara itidal çağrısında bulundu. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, arabuluculuk teklifini yineledi.
Ortadoğu’daki diğer aktörler de gelişmelerden etkileniyor. Suudi Arabistan, kendi topraklarına yönelik saldırıları kınarken, Katar ve Umut, diyalog girişimlerini hızlandırdı. İsrail ise İran'ın nükleer tehdidine karşı kendi güvenlik önlemlerini artırdığını açıkladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerilimi, Türkiye için doğrudan güvenlik riskleri ve ekonomik yansımalar barındırıyor. Türkiye, İran ile sınır komşusu olması ve enerji ihtiyacının bir kısmını İran'dan karşılaması nedeniyle çatışmalardan olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, Basra Körfezi'ndeki ticari gemilere yönelik tehditler, Türkiye'nin bölgedeki deniz ticaretini ve enerji maliyetlerini artırabilir. Diplomatik açıdan, Türkiye hem ABD hem de İran ile ilişkilerini dengelemek zorunda. Ankara, krizin büyümesini engellemek için arabuluculuk rolleri üstlenebilir, ancak Rusya ve İran arasındaki ittifakın güçlenmesi, Türkiye'nin bölgesel manevra alanını daraltabilir. Kısacası, bu gelişmeler Türk dış politikasının odağında yer almalı.