ABD ile İran arasında üç hafta önce imzalanan mutabakat zaptı (MoU), her iki taraftan gelen açıklamalar ve sahada yaşanan gelişmelerle birlikte çatırdamaya başladı. Anlaşma, İran'ın nükleer programının kısıtlanması ve bölgesel gerilimlerin azaltılması hedefiyle yapılmıştı. Ancak son günlerde İran'da artan grevler ve ABD'nin yeni yaptırım tehditleri, anlaşmanın geleceğini sorgulatıyor. Özellikle İran'daki işçi grevleri, rejim içinde ekonomik hoşnutsuzluğun derinleştiğini gösteriyor.
Mutabakat Zaptının Arka Planı ve Mevcut Durum
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın geçen ay duyurduğu mutabakat zaptı, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlaması karşılığında bazı yaptırımların hafifletilmesini öngörüyordu. Ancak anlaşmanın imzalanmasından sadece üç hafta sonra, İran'ın Kum kentinde başlayan ve hızla yayılan işçi grevleri, Tahran yönetiminin iç sorunlarını ön plana çıkardı. Grevler, enflasyon ve işsizlik nedeniyle maaşlarını alamayan işçiler tarafından düzenleniyor. ABD'li yetkililer, grevlerin İran'ın iç istikrarını zayıflattığını ve bu durumun nükleer müzakereleri olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor.
Öte yandan, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Bagheri, ABD'yi anlaşmanın ruhuna aykırı davranmakla suçladı. Bagheri, yaptığı açıklamada, "ABD'nin yeni yaptırım tehditleri ve İran aleyhine yürüttüğü psikolojik savaş, mutabakat zaptının uygulanmasını tehlikeye atmaktadır" dedi. Bagheri ayrıca, İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini düşürme taahhüdünü yerine getirdiğini ancak ABD'nin taahhütlerini tam olarak yerine getirmediğini iddia etti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişmeler, sadece ikili ilişkileri değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki güç dengelerini de etkiliyor. İran'ın Yemen'deki Husilere verdiği destek, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ni endişelendiriyor. ABD'nin bölgedeki müttefikleri, İran'la yapılan anlaşmanın başarısız olması halinde vekalet savaşlarının tırmanabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle Yemen'deki ateşkesin kalıcı olup olmadığı tartışma konusu. İran'ın nükleer programına ilişkin endişeler de devam ediyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini izlemeye devam ettiklerini ancak son grevlerin denetimleri aksatabileceğini söyledi.
Avrupa Birliği'nin arabuluculuk çabaları da sürüyor. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, tarafları diyaloğa çağırarak "Anlaşma çatırdıyor, ama tamir edilebilir. Ancak bunun için irade gerekiyor" dedi. Borrell, ekim ayında yeni bir müzakere turu düzenlenmesini önerdi. Öte yandan, İsrail Başbakanı Naftali Bennett, ABD'ye İran'la varılan her türlü anlaşmaya karşı olduklarını yineleyerek, "İran'ın nükleer silah elde etmesine izin vermeyeceğiz" tehdidinde bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerginliği, Türkiye'nin enerji güvenliğini doğrudan etkileyebilir. Türkiye, doğalgaz ve petrol ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Irak üzerinden karşılıyor. Olası bir yaptırım veya çatışma, enerji arzında kesintiye yol açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askeri varlığı, İran destekli milislerle doğrudan temas halinde. Bu grupların yeniden faaliyete geçmesi, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonlarını zorlaştırabilir. Türkiye, hem ABD hem de İran'la dengeli bir ilişki yürütmeye çalışırken, bu kriz bölgesel bir kırılma yaratma potansiyeli taşıyor. Türk diplomatlar, arabuluculuk ve diyalog çağrıları yaparak daha da gerginleşmeden önce tarafları sakinleştirmeye çalışıyor.