İran'ın Şahrud kentinde, Ocak 2026'da düzenlenen geniş çaplı protestolarda "silahlı lider" oldukları iddiasıyla yargılanan Cevad Zamani ve Ebulfazl Saedi adlı iki kişi idam edildi. Yargı organına bağlı Mizan Haber Ajansı'nın aktardığına göre, infazlar 16 Haziran günü gerçekleştirildi. Zamani ve Saedi'nin, 2026 başında ülke geneline yayılan hükümet karşıtı gösterilerde şiddet eylemleri planladığı ve bir güvenlik görevlisinin ölümüne sebep olduğu öne sürülüyor. İran yönetimi, söz konusu protestoları "dış güçlerin kışkırttığı bir fitne" olarak nitelendirmiş ve yüzlerce kişiyi yargılamıştı.
Arka plan: 2026 protestoları ve yargı süreci
Ocak 2026'da başlayan gösteriler, ekonomik sıkıntılar ve siyasi baskıların tetiklediği geniş tabanlı bir toplumsal hareket olarak ortaya çıktı. Tahran, İsfahan, Şiraz gibi büyük kentlerin yanı sıra kırsal bölgelerde de örgütlenen protestolar, kısa sürede ülke geneline yayıldı. İran yargısı, olaylarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle şu ana kadar düzinelerce kişi hakkında idam cezası verdi. Uluslararası af örgütleri, bu yargılamaların adil yargılama ilkelerine uymadığını ve sanıkların işkence altında itiraf almaya zorlandığını belirtiyor. Zamani ve Saedi davasında da benzer iddialar gündeme geldi; avukatların müvekkillerine erişiminin kısıtlandığı ve duruşmaların kapalı yapıldığı bildirildi.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İran'ın protestoculara yönelik ağır cezalandırma politikası, uluslararası toplumun tepkisini çekiyor. Avrupa Birliği ve ABD, Tahran yönetimine yönelik yaptırımları sürdürürken Birleşmiş Milletler de insan hakları ihlallerini kınayan kararlar alıyor. Ancak İran, bu eleştirileri "içişlerine müdahale" olarak değerlendirip reddediyor. Bölgede ise Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler, İran'daki protestoları kendi güvenlik kaygıları çerçevesinde izliyor. İran'ın iç istikrarındaki sarsıntı, Körfez ülkelerinin Tahran'la rekabetinde yeni dengeler yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki protestolar ve ardından gelen idamlar, Türkiye'nin komşusu İran'daki istikrarı doğrudan ilgilendirmektedir. Türkiye, PKK ve diğer terör örgütlerine karşı yürüttüğü mücadelede sınır güvenliğine önem verirken, İran'da yaşanacak yeni bir kriz, sığınmacı akını ve terörün sıçrama riski doğurabilir. Ayrıca, iki ülke arasındaki ticaret hacmi ve enerji bağımlılığı düşünüldüğünde, İran'daki otorite boşluğu Türkiye'nin ekonomik çıkarlarını olumsuz etkileyebilir. Ankara, bu süreçte denge politikasını sürdürürken, insan hakları konusundaki uluslararası tepkilere katılmamakla birlikte, İran'la diyaloğu korumaya özen göstermektedir. Uzun vadede, İran'daki baskıcı yönetimin zayıflaması bölgesel güç dengelerini değiştirebilir; Türkiye bu senaryoya hazırlıklı olmalıdır.