İngiltere Başbakanı Rishi Sunak liderliğindeki Muhafazakar Parti, ülke genelinde büyük bir ekonomik krizin hüküm sürdüğü dönemde gerçekleştirilen kritik yerel ara seçimlerde (by-election) beklenen 'yok oluş'tan kıl payı kurtuldu. Söz konusu seçimler, enflasyonun yüksek seyrettiği, kamu sektöründe yaygın grevlerin yaşandığı ve mortgage (konut kredisi) faizlerinin tırmandığı bir ortamda, ülkenin iki ana partisi olan Muhafazakarlar ve İşçi Partisi'nin gelecekteki genel seçim öncesi nabzını tutmak açısından büyük önem taşıyordu.
Seçimlerin arka planı: Ekonomik fırtına ve siyasi yansımaları
Martin Bell'in 1997'de kazandığından bu yana en tartışmalı seçim bölgelerinden biri olan İngiltere'nin kuzeydoğusundaki Hartlepool'da İşçi Partisi'nin büyük bir zafer kazanması beklenirken, Muhafazakarların oy oranını önemli ölçüde koruması Londra'da şaşkınlıkla karşılandı. Uplands bölgesinde ise Muhafazakarlar, Liberal Demokratlar karşısında beklenenden daha az oy kaybetti. Bu sonuçlar, Sunak'ın partisi içindeki muhalifleri bir süreliğine susturmuş gibi görünse de, genel ekonomik tablonun kötüleşmeye devam etmesi durumunda Başbakan'ın zor günler geçireceği yorumları yapılıyor.
Seçimler öncesinde yapılan anketler, Muhafazakar Parti'nin oylarının ciddi oranda İşçi Partisi ve Liberal Demokratlar'a kaydığını gösteriyordu. Ancak sandık başına giden seçmenlerin, özellikle de Brexit yanlısı bölgelerde, Muhafazakarları tam anlamıyla cezalandırmadığı görüldü. Bu durum, Sunak'ın kısa süre önce göreve gelmesi ve partisinin imajını toparlama çabalarının bir miktar işe yaradığı şeklinde yorumlandı. Öte yandan, İşçi Partisi lideri Keir Starmer, seçim sonuçlarını 'Muhafazakarların beceriksiz ekonomik yönetimine karşı halkın öfkesinin yeterince yansımadığı' şeklinde değerlendirdi.
Bölgesel ve küresel boyut: Ekonomik krizin siyasete etkisi
İngiltere'de yaşanan bu yerel seçimler, kuşkusuz sadece adalar ülkesini ilgilendiren bir gelişme olmanın ötesinde, gelişmiş ekonomilerdeki yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetinin merkez partiler üzerinde yarattığı baskıyı da gözler önüne seriyor. Özellikle ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde de benzer bir siyasi iklim hakim. Vatandaşlar, pandemi sonrası tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar, Ukrayna savaşının enerji ve gıda fiyatlarını yukarı çekmesi gibi faktörlerle boğuşurken, hükümetlerden hızlı çözümler bekliyor.
İngiltere özelinde ise Brexit'in etkileri hala tartışma konusu. Birçok ekonomist, İngiltere'nin yüksek enflasyon ve daralan iş gücü piyasasıyla AB ülkelerinden daha kötü bir performans sergilediğini savunuyor. Sunak hükümeti, göreve geldiğinden bu yana enflasyonu yarı yarıya düşürme, kamu harcamalarını kısma ve iş dünyasını canlandırma sözü vermişti. Ancak eleştirmenler, alınan tedbirlerin henüz meyvesini vermediğini ve halkın alım gücünün hızla düştüğünü belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'deki bu seçim sonuçları, Türkiye açısından dolaylı ama önemli sinyaller içermektedir. Birleşik Krallık, Türkiye'nin en büyük ticaret ortaklarından biri olup, iki ülke arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması ticaret hacmini artırmıştır. Ancak İngiltere'deki ekonomik istikrarsızlık ve siyasi belirsizlik, bu ticaretin geleceğini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İngiltere'de yaşayan yaklaşık 500 bin Türk vatandaşı ve Türkiye kökenli İngilizlerin ekonomik durumu da bu gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Ukrayna savaşı sonrası Avrupa'da yükselen milliyetçilik ve göçmen karşıtlığı, Sunak hükümetinin sığınmacı politikalarıyla birleştiğinde Türkiye'yi de ilgilendiren bir insani boyut taşımaktadır. Özellikle İngiltere'nin Ruanda ile imzaladığı tartışmalı sığınmacı anlaşması, uluslararası hukuk açısından Türkiye'nin de yakından izlediği bir konudur.