Uluslararası bir tahkim mahkemesi, Ruanda'nın, İngiltere ile yapılan ve daha sonra iptal edilen sığınmacı anlaşması kapsamında talep ettiği milyonlarca dolarlık tazminat başvurusunu reddetti. Karar, İngiltere hükümeti için önemli bir hukuki zafer olarak değerlendirilirken, Batılı ülkelerin göç politikaları ve uluslararası anlaşmaların uygulanabilirliği konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Mahkeme, Ruanda'nın anlaşmanın iptali nedeniyle uğradığı iddia edilen zararların hukuki dayanağının bulunmadığına hükmetti.
Anlaşmanın arka planı ve iptal süreci
İngiltere ile Ruanda arasında 2022 yılında imzalanan anlaşma, İngiltere'ye düzensiz yollarla gelen sığınmacıların başvurularının Ruanda'da değerlendirilmesini ve kabul edilenlerin orada kalmasını öngörüyordu. Dönemin Başbakanı Rishi Sunak ve İçişleri Bakanı Suella Braverman'ın öncülüğünde yürütülen bu politika, göçmen akınını caydırmayı amaçlıyordu. Ancak anlaşma, insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı tarafından sert bir şekilde eleştirilmiş, sığınmacıların güvenliğinin sağlanamayacağı gerekçesiyle yasal engellerle karşılaşmıştı.
İngiltere Yüksek Mahkemesi, Kasım 2023'te anlaşmayı, sığınmacıların Ruanda'da geri gönderme riskine maruz kalabileceği gerekçesiyle geçersiz ilan etti. Bu kararın ardından İngiltere hükümeti, anlaşmayı resmen iptal etti. Bunun üzerine Ruanda, anlaşma kapsamında yapılan hazırlıklar ve uğranılan fırsat maliyeti nedeniyle tazminat talebinde bulunmuştu.
Mahkeme kararının gerekçeleri ve etkileri
Tahkim mahkemesi, Ruanda'nın talebini değerlendirirken, anlaşmanın taraflar arasındaki yükümlülüklerin net bir şekilde tanımlanmadığını ve iptal durumunda tazminat öngörülmediğini belirtti. İngiltere hükümeti, kararın ardından yaptığı açıklamada, “Bu karar, hükümetimizin ulusal çıkarları koruma ve sığınmacı politikalarımızı hukuka uygun şekilde yürütme konusundaki kararlılığını göstermektedir” ifadelerini kullandı. Ruanda yönetimi ise karara saygı duyduğunu ancak anlaşmanın iptalinin iki ülke arasındaki işbirliğine zarar verdiğini savundu.
Karar, Avrupa genelinde benzer politikaları tartışan ülkeler için emsal teşkil edebilir. Danimarka ve Almanya gibi ülkeler de sığınmacı başvurularını üçüncü ülkelere yönlendirme planları üzerinde çalışıyor. Ancak insan hakları grupları, bu tür anlaşmaların sığınmacıları koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğini ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek hukuki mücadeleye devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun yıllardır düzensiz göçle mücadele eden ve milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapan bir ülke olarak bu kararı yakından takip etmektedir. İngiltere-Ruanda anlaşmasının iptali, sığınmacıların üçüncü ülkelere yerleştirilmesi yönteminin hukuki ve pratik zorluklarını bir kez daha ortaya koymuştur. Türkiye'nin, Avrupa Birliği ile 2016 göç mutabakatı kapsamında benzer bir model yürütüyor olması, bu emsali kendi politikaları açısından da değerlendirmesini gerektirmektedir. Ayrıca, kararın Avrupa'daki sığınmacı politikalarının geleceği üzerinde yaratabileceği etkiler, Türkiye'nin AB ile ilişkileri ve göç yönetimi stratejileri açısından önem arz etmektedir.