İngiltere ile İsrail arasında Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetleri nedeniyle diplomatik gerilim tırmandı. İngiliz yetkililer, İsrail'in E1 olarak bilinen ve gelecekte kurulacak bir Filistin devleti için hayati önem taşıyan bölgede inşaat çalışmalarına başlamayacağına dair söz verdiğine inanıyordu. Ancak İsrail, böyle bir taahhütte bulunmadığını savunarak suçlamaları reddetti. Bu anlaşmazlık, iki müttefik arasındaki ilişkilerde nadir görülen bir çatlak yarattı.
Gelişmenin Arka Planı
E1 bölgesi, Doğu Kudüs ile Ma'ale Adumim yerleşimi arasında yer alan ve Batı Şeria'yı kuzey-güney ekseninde ikiye bölen kritik bir arazi parçası. Uluslararası toplum, bu bölgede yapılacak herhangi bir inşaatın, iki devletli çözüm vizyonunu fiilen imkânsız hale getireceği konusunda uzun süredir uyarıda bulunuyor. İngiliz hükümeti, İsrail'in bu hassas bölgede belirli bir süre inşaat yapmama taahhüdü verdiğini düşünüyordu. Bu çerçevede, İngiltere Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, İsrail'in planlanan projeleri askıya alacağı yönünde güvence aldıklarını ifade etti. Fakat İsrail makamları, söz konusu taahhüdün hiçbir zaman resmi olarak verilmediğini, yalnızca gayri resmi görüşmelerde dile getirilen niyetler olduğunu öne sürdü. Konuya yakın kaynaklar, İngiliz tarafının yanlış bir anlamaya kapıldığını, İsrail'in egemenlik hakları çerçevesinde hareket ettiğini belirtiyor. İngiltere, 2023 yılında da benzer bir yerleşim genişlemesine sert tepki göstermiş ve İsrail'i uluslararası hukuka uymaya çağırmıştı. Bu son olay, İngiltere'nin Orta Doğu barış sürecindeki arabuluculuk rolünü zayıflatabilir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükümet, yerleşim inşaatlarını hızlandırma politikasını sürdürüyor. Filistin yönetimi ise E1 projesini "kırmızı çizgi" olarak nitelendiriyor ve uluslararası toplumu acil önlem almaya çağırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İngiltere-İsrail ilişkilerindeki bu gerilim, yalnızca ikili düzeyde kalmayıp Avrupa Birliği ve ABD'yi de yakından ilgilendiriyor. ABD yönetimi, E1 bölgesindeki yerleşim faaliyetlerine karşı olduğunu defalarca dile getirmiş, ancak İsrail üzerindeki etkisi sınırlı kalmıştı. İngiltere'nin sert çıkışı, Avrupa'da İsrail'e yönelik eleştirilerin artabileceğinin işareti olarak yorumlanıyor. Özellikle Fransa, Almanya ve İrlanda gibi ülkeler, yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukukun ihlali olarak görüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde 2016 yılında kabul edilen 2334 sayılı karar, İsrail'in 1967 sınırları ötesindeki tüm yerleşim faaliyetlerini yasa dışı ilan etmişti. İngiltere, bu karara uygun hareket edilmesi gerektiğini vurguluyor. Öte yandan, İsrail'in E1 projesini hayata geçirmesi halinde, Filistin devletinin coğrafi bütünlüğü ciddi zarar görecek ve bölgede yeni bir şiddet dalgası riski doğacak. Son aylarda Batı Şeria'da artan gerginlik, uluslararası toplumun endişelerini artırıyor. İngiltere'nin bu konudaki tutumu, Brexit sonrası dönemde küresel bir aktör olma iddiasını da yansıtıyor. Londra, Washington ile koordineli hareket etmeye özen gösterirken, Avrupa başkentleriyle de benzer pozisyon alıyor. İsrail ise uluslararası baskıya rağmen güvenlik gerekçeleriyle E1'de inşaatı sürdürme kararlılığında. Uzmanlar, bu krizin İngiltere-İsrail serbest ticaret anlaşması müzakerelerini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun süredir destekleyen ve İsrail'in yerleşim politikalarını uluslararası hukuka aykırı bulan bir ülke. İngiltere'nin İsrail'e yönelik bu sert çıkışı, Ankara'nın pozisyonuna yakın bir çizgi oluşturuyor. Türkiye, Batı Şeria'daki E1 projesinin iki devletli çözümü bitireceğini savunuyor ve uluslararası toplumu ortak hareket etmeye davet ediyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Avrupa ve ABD ile Filistin konusunda iş birliği yapma olanaklarını artırabilir. Ayrıca, İngiltere ile İsrail arasındaki gerilim, Türkiye'nin bölgesel arabuluculuk rolünü güçlendirebilir. Ekonomik açıdan ise Doğu Akdeniz'deki enerji projeleri ve ticaret yolları üzerinde dolaylı etkileri olabilir.