ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu (SEC), şirketler için iklim değişikliğiyle ilgili finansal açıklama zorunluluğunu kaldırdı. Bu adım, on yıllardır süren iklim alarmizmine karşı artan siyasi tepkilerin bir yansıması olarak görülüyor. Karar, Amerikan kamuoyunun iklim krizine ilişkin öncelik sıralamasında değişiklik olduğu yönündeki kanıtların arttığı bir dönemde alındı. SEC’in bu hamlesi, iklim krizi anlatısının ve buna bağlı politikaların siyasi rüzgarlarla karşı karşıya olduğunun en somut göstergelerinden biri. Uzmanlar, bu kararın diğer ülkelerdeki düzenleyici kurumlar için de emsal teşkil edebileceğini belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
SEC, 2022 yılında şirketlerin iklim risklerini ve sera gazı emisyonlarını kamuya açıklamasını zorunlu kılan bir taslak kural yayımlamıştı. Ancak kural, özellikle Cumhuriyetçi eyaletler ve iş dünyası temsilcileri tarafından yoğun eleştirilere hedef olmuştu. Eleştirilerin odağında, kuralın şirketlere aşırı yük getirdiği ve yatırımcıları yanıltıcı bilgilere boğduğu iddiaları vardı. Ayrıca, iklim değişikliğinin 'küresel bir acil durum' olarak tanımlanmasına yönelik şüphecilik de giderek artıyor. Araştırmalar, Amerikan halkının iklim değişikliğini ekonomik büyüme, işsizlik veya enflasyon gibi konuların gerisinde gördüğünü ortaya koyuyor. Bu bağlamda, SEC'in kararı, siyasi baskıların yanı sıra kamuoyundaki öncelik değişiminin bir sonucu olarak yorumlanıyor.
SEC Başkanı Gary Gensler, kararı savunurken 'yatırımcı koruması ve adil piyasa oluşturma misyonuna odaklanacaklarını' belirtti. Ancak çevre örgütleri, bu geri adımın iklim krizine karşı mücadelede büyük bir darbe olduğunu savunuyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun 2025 Küresel Riskler Raporu'na göre, iklim değişikliğiyle ilgili aşırı hava olayları ve doğal kaynak krizleri, önümüzdeki on yılda en büyük riskler arasında yer alıyor. Bu durum, SEC'in kararının uzun vadeli etkilerine ilişkin soru işaretleri yaratıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
SEC'in bu kararı, küresel iklim finansmanı düzenlemelerinde bir gerilime yol açabilir. Avrupa Birliği, 2021'de yürürlüğe giren Sürdürülebilir Finansman Açıklama Tüzüğü ile şirketlere iklim risklerini açıklama zorunluluğu getirmiş durumda. Benzer düzenlemeler İngiltere, Japonya ve Singapur gibi ülkelerde de uygulanıyor. ABD'nin bu alanda geri adım atması, küresel standartların parçalanmasına ve şirketler için ayrı ayrı raporlama yükümlülüklerinin doğmasına neden olabilir. Öte yandan, Çin'in iklim hedeflerini ABD'ye kıyasla daha iddialı bir şekilde sürdürmesi, iki süper güç arasındaki yeşil teknoloji yarışını da etkileyebilir. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, temiz enerji yatırımları 2024'te 2 trilyon doları aşarken, bu yatırımların yaklaşık yarısı Çin'de gerçekleşti. ABD'nin düzenleyici geri adımı, bu alandaki rekabet gücünü olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
SEC’in kararı, Türkiye’nin iklim politikaları ve finansal düzenlemeleri açısından iki yönlü bir etki yaratabilir. Bir yandan Türkiye, iklim değişikliğine uyum ve emisyon azaltımı hedefleri doğrultusunda ulusal katkı beyanını güncellerken, ABD gibi büyük bir ekonominin düzenleyici geri adımı, Paris Anlaşması hedeflerine yönelik küresel taahhütlerin sorgulanmasına neden olabilir. Diğer yandan Türkiye, AB ile olan Gümrük Birliği anlaşması çerçevesinde AB’nin sürdürülebilir finansman düzenlemelerine uyum sağlamayı hedefliyor. Bu durum, Türk şirketlerinin hem AB’ye ihracat yaparken çevresel raporlama yükümlülüklerini yerine getirmesini hem de ABD pazarında farklı standartlarla karşılaşmasını gerektirebilir. Ayrıca, küresel iklim finansmanındaki bu belirsizlik, Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımları ve yeşil dönüşüm projeleri için uluslararası kaynaklara erişimini zorlaştırabilir. Sonuç olarak, Türkiye’nin çok taraflı iklim düzenlemelerine uyum sağlarken, ABD’nin bu tür adımlarının yaratabileceği jeopolitik ve ekonomik dalgalanmaları izlemesi gerekiyor.