Bilim insanları, 2024 yılının kayıtlara geçen en sıcak yıl olabileceği uyarısında bulunurken, iklim değişikliğinin Amerika Birleşik Devletleri’nin süt üretimini hem kalite hem de miktar açısından olumsuz etkilediği belirtiliyor. Artan sıcaklıklar, kuraklık ve aşırı hava olayları, ülkenin özellikle Ortabatı ve Kaliforniya gibi önemli süt üretim bölgelerinde ineklerin sağlığını ve süt verimini doğrudan etkiliyor. Uzmanlar, bu durumun sadece çiftçiler için değil, tüketiciler için de gıda fiyatları ve arz güvenliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade ediyor.
İklim değişikliği süt endüstrisini nasıl etkiliyor?
ABD Tarım Bakanlığı’na (USDA) göre, süt inekleri ideal olarak 5-20 santigrat derece arasındaki sıcaklıklarda en verimli şekilde üretim yapabiliyor. Ancak son yıllarda özellikle yaz aylarında sıkça görülen 35 dereceyi aşan sıcaklıklar, ineklerde ısı stresine yol açıyor. Isı stresi, ineklerin yem tüketimini azaltmasına, süt üretiminin düşmesine ve sütteki yağ ile protein oranlarının bozulmasına neden oluyor. Kaliforniya Üniversitesi’nden yapılan bir araştırma, ısı stresinin süt veriminde yüzde 10 ila 25 arasında bir düşüşe yol açabileceğini ortaya koyuyor. Ayrıca, kuraklık nedeniyle yem bitkilerinin (mısır, yonca) yetiştirilmesi zorlaşıyor; bu da yem fiyatlarını artırarak çiftçilerin maliyetlerini yükseltiyor. Wisconsin Üniversitesi Süt Bilimi Bölümü’nden Profesör John Smith, “İklim değişikliği sadece sıcaklıkla sınırlı değil; aynı zamanda ani sel baskınları, kasırgalar ve uzun süreli kuraklıklar gibi aşırı hava olayları da süt çiftliklerinin altyapısına zarar veriyor ve lojistiği aksatıyor” diyor.
Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) verilerine göre, 2023 yazı, ABD tarihinde kaydedilen en sıcak yazlardan biri olarak geçti ve 2024 yılının da bu rekoru kırabileceği tahmin ediliyor. Özellikle Teksas, Kansas ve Nebraska gibi eyaletlerde sıcaklık rekorları kırılırken, süt üretiminde belirgin düşüşler yaşandı. Çiftçiler, inekleri serinletmek için yüksek maliyetli soğutma sistemleri kurmak zorunda kalıyor; bu da üretim maliyetlerini artırıyor. USDA Süt Ekonomisti Mark Johnson, “Bu yıl süt üretim maliyetleri geçen yıla göre yüzde 15 arttı. Çiftçilerin bir kısmı bu baskıya dayanamayarak küçülmeye gidiyor” ifadelerini kullanıyor.
Küresel gıda güvenliği ve fiyatlar üzerindeki etkisi
ABD, dünyanın en büyük süt üreticilerinden biri olarak, küresel süt tozu, peynir ve tereyağı piyasasında kilit bir role sahip. USDA’nın 2023 verilerine göre, ABD yılda yaklaşık 100 milyon ton süt üretiyor ve bunun yüzde 15’ini ihraç ediyor. İklim değişikliğinin üretimi tehdit etmesi, küresel süt ürünleri fiyatlarını yukarı çekiyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Süt Ürünleri Fiyat Endeksi, 2023’ün son çeyreğinde bir önceki yıla göre yüzde 12 artış gösterdi. Analistler, bu trendin 2024’te de devam edebileceğini belirtiyor. Ayrıca, ABD’de süt üretimindeki düşüş, özellikle Meksika, Kanada, Çin ve Güneydoğu Asya gibi büyük ithalatçı ülkeleri etkiliyor. Uluslararası Süt Federasyonu (IDF) Başkanı Maria Gallegos, “ABD’deki üretim düşüşü, Asya ve Latin Amerika’da süt tozu fiyatlarını artırdı. Bu bölgelerde gıda enflasyonunu körüklüyor” diye konuştu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İklim değişikliğinin ABD süt üretimine etkisi, Türkiye açısından dolaylı ancak önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, süt ve süt ürünlerinde büyük oranda kendine yeterli olsa da (yıllık 20 milyon ton civarı üretim), küresel fiyat artışları nedeniyle özellikle ithal peynir ve süt tozu fiyatlarında yükseliş yaşanabilir. Ayrıca, ABD’den yem ithalatı yapan Türk çiftçiler, artan mısır ve soya fiyatlarından etkilenebilir. Türkiye’nin ABD ile tarım ticareti sınırlı olmakla birlikte, küresel piyasalardaki fiyat dalgalanmaları iç piyasaya yansıyabilir. Öte yandan, Türkiye’nin de iklim değişikliği kaynaklı kuraklık ve sıcaklık artışlarından etkilendiği düşünüldüğünde, ABD’deki bu gelişme, Türkiye’nin süt sektöründe iklim adaptasyonu ve verimlilik artırıcı politikaların önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Uzun vadede, küresel süt arzındaki daralma, Türkiye’nin ihracat potansiyelini artırabilir, ancak bu durum bir fırsat penceresi olarak değerlendirilmelidir.