Bu hafta New York'ta bir araya gelecek olan hükümetler, iklim finansmanının önündeki en büyük hukuki engellerden birini ele alacak. BM bünyesinde yürütülen vergi müzakereleri, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelesi için yılda 500 milyar dolara kadar kaynak yaratabilecek bir mekanizmanın kilidini açabilir. Görüşmelerin odağında, ülkelerin yurtdışındaki varlıkları üzerinden vergi alınmasını fiilen imkânsız kılan ve uluslararası hukukta "ayrı tüzel kişilik" olarak bilinen hukuki kurgunun değiştirilmesi var.
Hukuki kurgu: Ayrı tüzel kişilik sorunu
Uluslararası hukukta "ayrı tüzel kişilik" (separate legal personality) ilkesi, şirketlerin ve yatırım araçlarının, sahiplerinden bağımsız birer hukuki varlık olarak kabul edilmesini öngörüyor. Bu ilke, küresel vergi sisteminin temelini oluştururken, aynı zamanda çok uluslu şirketlerin ve zengin bireylerin vergi yükümlülüklerinden kaçınmak için kullandığı en etkili araçlardan biri haline geldi. Vergi uzmanları, bu hukuki kurgunun, ülkelerin kendi sınırları içinde faaliyet gösteren ancak yasal olarak başka bir ülkede kayıtlı şirketlerden vergi almasını engellediğini belirtiyor.
İklim finansmanı bağlamında bu sorun, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ciddi bir gelir kaybına yol açıyor. Bu ülkeler, zengin ülkelerde kayıtlı şirketlerin yerel kaynakları kullanarak elde ettiği kârlardan vergi alamıyor. BM'nin yaptığı araştırmalar, gelişmekte olan ülkelerin bu nedenle yılda ortalama 100 milyar dolar kaybettiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu kaybın iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele için gereken finansmanın önemli bir bölümünü oluşturabileceğini vurguluyor.
New York'taki müzakerelerde, bu hukuki ilkenin esnetilmesine yönelik öneriler masaya yatırılacak. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin oluşturduğu bir koalisyon, şirketlerin ekonomik faaliyetlerinin gerçekleştiği ülkelerde vergilendirilmesini savunuyor. Bu öneri, "ekonomik varlık" kavramına dayanıyor ve şirketlerin sadece kayıtlı oldukları ülkede değil, faaliyet gösterdikleri her ülkede adil bir şekilde vergilendirilmesini amaçlıyor.
Müzakerelerin arka planı ve küresel boyut
Birleşmiş Milletler Vergi Sözleşmesi Taslağı üzerindeki çalışmalar, 2022'de başlatılan küresel vergi reformunun bir parçası olarak yürütülüyor. Bu reform, dijital ekonominin vergilendirilmesi, taban aşındırma ve kâr aktarımı (BEPS) gibi konuları kapsıyor. Ancak gelişmekte olan ülkeler, mevcut reformun kendi ihtiyaçlarına cevap vermediğini ve çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesinde adaletsizliklerin sürdüğünü belirtiyor. Bu nedenle, BM bünyesinde yürütülen müzakereler, küresel vergi kurallarının yeniden şekillendirilmesi için bir fırsat olarak görülüyor.
İklim finansmanı, müzakerelerin ana gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Gelişmiş ülkelerin, 2009'da yaptıkları ve 2020'ye kadar yılda 100 milyar dolar iklim finansmanı sağlama sözünü tutmaması, gelişmekte olan ülkelerde büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Bu sözün bile tam olarak yerine getirilememesi, daha büyük bir finansman ihtiyacının olduğu bir dönemde müzakereleri daha da kritik hale getiriyor.
New York görüşmelerinin sonuçları, BM Genel Sekreteri'nin iklim zirvesi ve Küresel Finansman Paktı ile de bağlantılı olarak değerlendirilecek. Uzmanlar, müzakerelerden çıkacak bir mutabakatın, gelişmekte olan ülkelere yönelik iklim finansmanını artırmakla kalmayıp, küresel vergi sistemini daha adil hale getirebileceğini belirtiyor. Ancak, müzakere sürecinin oldukça karmaşık olduğu ve gelişmiş ülkelerin, şirketlerin çıkarlarını korumak için direnç göstermesinin beklendiği ifade ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu müzakereler, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için doğrudan sonuçlar doğurabilir. Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerine karşı kırılgan bir coğrafyada yer almasına rağmen, uluslararası iklim finansmanından yeterince yararlanamıyor. Hukuki kurgunun değişmesi, Türkiye'nin kendi sınırları içinde faaliyet gösteren yabancı şirketlerden daha fazla vergi geliri elde etmesini sağlayabilir. Bu gelir, yenilenebilir enerji projeleri ve iklim uyum çalışmaları için kaynak yaratabilir. Ayrıca, vergi adaletinin sağlanması, Türkiye'nin kamu maliyesine katkıda bulunarak, iklim değişikliğiyle mücadelede daha etkin bir rol oynamasına imkân tanıyabilir. Ancak Türkiye'nin müzakerelerdeki konumu, gelişmiş ülkelerle olan ilişkilerine bağlı olarak hassas bir denge gerektiriyor.