Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), 19 Temmuz 2024'te İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve diğer devletlerin bu durumu tanımama, yardım etmeme yükümlülüğü bulunduğunu açıkladı. Karar, İngiltere başta olmak üzere tüm devletlere İsrail ile yerleşimler arasındaki ayrımı gözetme, işgale destek vermeme ve Filistin halkının self-determinasyon hakkını destekleme çağrısı yapıyor. Bu danışma görüşü, uluslararası hukukta bağlayıcı olmasa da devletlerin yasal sorumluluklarını netleştirmesi açısından kritik bir dönüm noktası.
ICJ Kararının Arka Planı ve Hukuki Dayanakları
ICJ'nin danışma görüşü, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 2022'de talep etmesi üzerine hazırlandı. Divan, İsrail'in 1967'den bu yana işgal ettiği Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze'deki politikalarını inceledi. Kararda, İsrail'in yerleşim birimleri inşa etmesi, yerleşimcileri transfer etmesi ve Filistinlilerin topraklarına el koyması gibi uygulamaların Cenevre Sözleşmesi ve diğer uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiği vurgulandı. Divan, İsrail'in işgali derhal sonlandırması ve yerleşimcileri geri çekmesi gerektiğini belirtti.
Kararın en önemli yönlerinden biri, diğer devletlere yönelik yükümlülükler. ICJ'ye göre tüm devletler, İsrail'in işgalini tanımamak, işgale yardım veya destek sağlamamak ve işgalin sürdürülmesine katkıda bulunan her türlü eylemden kaçınmak zorunda. Ayrıca devletler, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını kullanmasını engelleyen önlemlere karşı çıkmalı. Bu kapsamda, İsrail ile ticari, askeri veya diplomatik ilişkilerin gözden geçirilmesi gerekiyor. Divan, özellikle yerleşim ürünlerinin etiketlenmesi, yerleşimlerle yapılan ticaretin durdurulması ve İsrail'e silah satışının askıya alınması gibi adımların altını çizdi.
İngiltere özelinde, ICJ kararı sonrası hükümete yönelik baskılar arttı. İngiltere, İsrail'in en yakın müttefiklerinden biri olarak, yerleşim politikalarına sessiz kalması nedeniyle eleştiriliyor. Karar, İngiltere'nin yasal olarak yerleşimleri tanımama ve teşvik etmeme yükümlülüğünü hatırlatıyor. İngiliz hükümeti, kararı incelediğini ancak bağlayıcı olmadığını savunuyor. Ancak uluslararası hukukçular, danışma görüşünün teamül hukuku açısından bağlayıcılık taşıdığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ICJ kararı, Orta Doğu barış süreci üzerinde derin etkiler yaratabilir. Filistin yönetimi kararı memnuniyetle karşılarken, İsrail kararı reddetti ve "tek taraflı" olmakla suçladı. ABD, karara temkinli yaklaşarak İsrail'in güvenlik endişelerini vurguladı. Avrupa Birliği ülkeleri ise kararı dikkate alacaklarını açıkladı. Karar, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) İsrail yetkilileri hakkındaki soruşturmalarını da güçlendirebilir. Ayrıca, devletlerin yerleşim ürünlerine yönelik yaptırım uygulaması, İsrail ekonomisi üzerinde baskı oluşturabilir.
Küresel düzeyde, karar devletlerin uluslararası hukuka uyum konusundaki tutumlarını test edecek. Birçok ülke, İsrail ile ilişkilerini gözden geçirmek zorunda kalabilir. Özellikle silah ticareti ve teknoloji transferi gibi alanlarda yasal riskler ortaya çıkıyor. Sivil toplum kuruluşları, hükümetlere kararı uygulama çağrısı yapıyor. Ancak siyasi irade eksikliği, kararın pratikte etkisiz kalmasına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ICJ kararı, Türkiye'nin Filistin politikasını güçlendiriyor. Türkiye, İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuka aykırı olarak tanımlamış ve kararı memnuniyetle karşılamıştı. Karar, Türkiye'nin uluslararası platformlarda İsrail'e yönelik baskı çağrılarını destekler nitelikte. Ayrıca, Türkiye'nin İsrail ile ticari ilişkilerini gözden geçirmesi ve yerleşim ürünlerine yönelik yaptırımları sıkılaştırması beklenebilir. Bölgesel istikrar açısından, kararın uygulanması Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki diplomatik konumunu güçlendirebilir. Ancak ABD ve İsrail ile dengeli ilişkileri sürdürme zorluğu devam ediyor.