ABD, Suudi Arabistan ile İran destekli Husiler arasındaki çatışmaların hızla tırmanabileceği uyarısında bulundu. Uyarı, Yemen ihtilafının yeniden başlamasının ardından Riyad'a ilk kez bir füze saldırısı düzenlenmesinin ardından geldi. Husilerin son haftalardaki yıldırım taarruzu, Yemen topraklarının geniş bir bölümünü ele geçirdi ve Suudi Arabistan'ı zor bir askeri ve diplomatik denklemle karşı karşıya bıraktı. Batılı müttefiklerden beklediği desteği bulamayan Riyad, bir yandan güvenliğini sağlamaya çalışırken diğer yandan bölgesel itibarını koruma mücadelesi veriyor.
Çatışmanın arka planı ve Husilerin yükselişi
Yemen'de yıllardır süren iç savaş, 2022'de varılan ateşkesle görece sakinleşmişti. Ancak son haftalarda Husilerin ani saldırıları, ateşkesin fiilen çöktüğünü gösterdi. Husiler, başkent Sana'a'nın yanı sıra stratejik öneme sahip birçok bölgeyi ele geçirerek Suudi Arabistan sınırına doğru ilerledi. Bu ilerleyiş, Suudi Arabistan'ın güney sınırlarında ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturdu. Riyad'a yönelik füze saldırısı ise çatışmanın Suudi topraklarına taşındığını gösterdi. Suudi yetkililer, saldırıyı kınarken, Husiler ise saldırının meşru müdafaa olduğunu savunuyor.
Husilerin askeri kapasitesi, İran'dan aldığı destekle her geçen gün artıyor. Balistik füze ve insansız hava aracı teknolojisindeki ilerlemeleri, Suudi Arabistan'ın hava savunma sistemlerini zorluyor. Suudi Arabistan ise ABD ve diğer Batılı ülkelerden silah ve istihbarat desteği alıyor. Ancak son dönemde Batı'nın desteğinde gözle görülür bir azalma var. ABD, özellikle Yemen savaşında Suudi Arabistan'a verdiği desteği azaltmış durumda. Bu durum, Suudi Arabistan'ı alternatif stratejiler geliştirmeye itiyor.
Suudi Arabistan'ın seçenekleri: askeri mi diplomatik mi?
Suudi Arabistan'ın önünde birkaç seçenek bulunuyor. İlk seçenek, askeri müdahaleyi artırarak Husileri geri püskürtmek. Ancak yıllardır süren savaş, Suudi ekonomisini ve itibarını yıprattı. Ayrıca, doğrudan bir kara harekatı, bölgesel bir savaşı tetikleyebilir ve İran ile doğrudan çatışma riskini artırabilir. İkinci seçenek, diplomatik kanalları kullanarak Husilerle müzakere masasına oturmak. Umman ve Kuveyt gibi bölge ülkeleri, arabuluculuk yapmaya hazır olduklarını belirtti. Ancak Husilerin talepleri arasında Suudi Arabistan'ın Yemen'deki tüm askeri varlığını çekmesi ve ablukayı kaldırması yer alıyor. Bu talepler, Suudi Arabistan için kabul edilemez görünüyor. Üçüncü seçenek ise, ABD ve diğer Batılı ülkelerden daha fazla destek almak için diplomatik girişimlerde bulunmak. Ne var ki, Batı'nın öncelikleri Ukrayna savaşı ve Çin ile rekabet nedeniyle değişmiş durumda. Suudi Arabistan, bu nedenle Rusya ve Çin ile ilişkilerini geliştirmeye yönelmiş durumda. Son dönemde Çin'in arabuluculuğuyla İran ile ilişkilerini normalleştirme adımları atan Riyad, bu dengeyi korumaya çalışıyor.
Diğer yandan, Suudi Arabistan'ın iç kamuoyunda savaş yorgunluğu had safhada. Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın Vizyon 2030 planı, ekonomik çeşitlendirme ve sosyal reformları hedefliyor. Uzun süreli bir savaş, bu hedefleri sekteye uğratabilir. Bu nedenle, Riyad'ın önceliği istikrarı sağlamak ve çatışmayı sınırlı tutmak. Ancak Husilerin artan saldırganlığı, bu stratejiyi zorlaştırıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Yemen'deki çatışma, İran-Suudi Arabistan rekabetinin bir yansıması. İran, Husileri destekleyerek Suudi Arabistan'ı zayıflatmayı ve bölgesel nüfuzunu artırmayı amaçlıyor. ABD ise İran'ın bu etkisini kırmak istiyor ancak doğrudan müdahaleden kaçınıyor. Rusya ve Çin, bölgede etkinliklerini artırma çabasında. Çin, Suudi Arabistan ve İran arasındaki normalleşme sürecinde arabuluculuk yaparak bölgesel bir güç olarak konumunu güçlendirdi. Bu durum, ABD'nin bölgedeki geleneksel müttefiklik ilişkilerini sorgulamasına yol açtı. Avrupa ülkeleri ise enerji güvenliği ve göç konularında endişeli. Kızıldeniz'deki Husi saldırıları, uluslararası deniz ticaretini tehdit ediyor. Bu da küresel ekonomiyi olumsuz etkiliyor. Suudi Arabistan, bu karmaşık denklemde kendi güvenliğini sağlamak için çok yönlü bir diplomasi izlemek zorunda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmanın yeniden alevlenmesi ve Suudi Arabistan'a yönelik füze saldırıları, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve ekonomik çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile ilişkilerini son yıllarda düzeltme sürecine girmişti. Bu çatışma, normalleşme çabalarını sekteye uğratabilir. Ayrıca, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika ve Asya'ya uzanan ticaret yollarını tehdit ediyor. Enerji fiyatlarında olası bir artış, Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkiler. Türkiye, bölgede diplomatik bir çözüm için arabuluculuk yapabilir. Ancak İran ve Suudi Arabistan arasındaki dengeyi gözetmek zorunda. Türkiye'nin savunma sanayii ihracatı açısından da Suudi Arabistan önemli bir pazar. Bu nedenle, istikrarın korunması Ankara'nın önceliği olmalı.