Katar’a ait bir sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankeri, Umman açıklarında bir projektil saldırısına uğradıktan sonra yedekte bekletiliyor. Deniz trafiği verilerine göre, Al Lusail isimli gemi Çarşamba günü itibarıyla hâlâ bölgede bulunuyor ve kurtarma çalışmaları sürüyor. ABD ordusu ise iki farklı petrol tankerinin daha aynı bölgede hedef alındığını doğruladı. Saldırı, Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemilere yönelik gerilimin yeniden tırmanmasına neden oldu.
Saldırının perde arkası
Olay, 8 Temmuz 2024’te, Katar’ın Ras Laffan terminalinden yola çıkan ve Avrupa’ya gitmekte olan Q-Max tipi LNG tankerinin, Umman’ın güneydoğu kıyılarında seyrederken vurulmasıyla başladı. Geminin isabet alması sonucu makine dairesinde hasar oluştu ve gemi acil durduruldu. Mürettebatın güvende olduğu bildirilirken, geminin sürüklenmesini önlemek için kısa süre sonra bir römorkör yardımıyla çekilmeye başlandı. Saldırıyı üstlenen henüz olmazken, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), saldırının büyük olasılıkla İran’ın insansız hava araçları veya deniz mayınları kullanılarak gerçekleştirildiğini öne sürdü. İran ise bu suçlamaları “temelsiz” olarak nitelendirerek reddetti.
LNG tankeri, dünyanın en büyük doğal gaz ihracatçılarından biri olan Katar’a ait. RasGas ve Qatargas gibi şirketler tarafından işletilen bu tip gemiler, küresel enerji arzının kritik bir parçası. Katar, bu saldırı sonrası bölgedeki tüm sevkiyatlarını durdurduğunu ve güvenlik değerlendirmesi yaptığını açıkladı. Olay, Katar’ın enerji güvenliği kadar, transit geçiş rotalarına yönelik tehditleri de yeniden gündeme taşıdı.
Hürmüz Boğazı’nda tırmanan risk
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ve LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 25’inin geçtiği stratejik bir su yolu. Son yıllarda ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları ve İran’ın bölgedeki vekil güçler aracılığıyla artan faaliyetleri, bu dar geçidi her an patlamaya hazır bir krize dönüştürmüş durumda. Bu saldırı, 2019’da Suudi petrol tesislerine ve yine aynı yıl bir İngiliz tankerine yapılan saldırıları hatırlattı. O dönemde de İran, ABD ve müttefikleri tarafından suçlanmış, ancak kriz diplomatik yollarla yatıştırılmıştı. Şimdi ise tansiyon daha yüksek: İran’ın nükleer programına yönelik müzakereler tıkanmış durumda ve bölgede İsrail-Hamas çatışması devam ediyor.
Uzmanlar, bu tür bir saldırının sigorta primlerini artıracağını ve bazı nakliye şirketlerinin Hürmüz Boğazı’nı kullanmaktan kaçınabileceğini belirtiyor. Bu da Asya ve Avrupa’ya yönelik enerji fiyatlarının yükselmesine yol açabilir. Küresel enerji piyasaları zaten Rusya-Ukrayna savaşının etkisiyle istikrarsızken, yeni bir kriz arz güvenliği endişelerini derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü ithalat yoluyla karşılıyor ve bu ithalatın büyük kısmı deniz yollarına bağımlı. Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak bir kriz, doğrudan Türkiye’nin doğal gaz ve petrol tedarikini etkilemese de, küresel enerji fiyatlarının yükselmesine neden olarak iç piyasada enflasyonist baskı yaratabilir. Ayrıca, Katar ile Türkiye arasındaki güçlü enerji işbirliği ve stratejik ortaklık, bu tür saldırıların iki ülke arasındaki ticari akışı kesintiye uğratma riskini artırıyor. Türkiye, bölgesel istikrar için Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanması ve diplomatik çözümlerin desteklenmesi yönünde adımlar atabilir.