ABD ve İran'dan Hürmüz Boğazı'nın statüsüne ilişkin gelen çelişkili mesajlar, dünyanın en kritik enerji geçiş noktasının geleceğine ve küresel petrol arzına yönelik belirsizliği artırıyor. Hafta sonu İran ordusu, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarına misilleme olarak boğazı kapatacağını duyururken, Washington'dan gelen ilk tepkiler bu tehdidin ciddiyetini sorguladı. Ancak ABD yönetimi daha sonra bölgedeki askeri varlığını artıracağını açıklayarak gerilimi tırmandırdı. Hürmüz Boğazı, dünya petrolünün yaklaşık %20'sinin geçtiği stratejik bir su yolu olup, olası bir kapatma küresel petrol fiyatlarında ani yükselişe yol açabilir.
Gelişmenin arka planı: İran-İsrail gerginliği ve boğaz tehditleri
İran Devrim Muhafızları Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami, geçtiğimiz hafta sonu yaptığı açıklamada, “İsrail'in Lübnan'daki saldırılarına karşılık olarak Hürmüz Boğazı'nı trafiğe kapatma yetkisine sahibiz. Bu, düşmanlarımıza ekonomik darbe vurmanın en etkili yollarından biridir” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, İran'ın daha önce de benzer tehditler savurduğu ancak genellikle uygulamaya koymadığı bir söylemin yeniden canlanması anlamına geliyor.
ABD cephesinde ise çelişkili sinyaller var. Önce Başkan Yardımcısı Kamala Harris, “İran'ın tehditlerini ciddiye almıyoruz, ancak gereken tüm önlemleri alıyoruz” derken, Savunma Bakanı Lloyd Austin kısa süre sonra Basra Körfezi'ne ek bir uçak gemisi grubu gönderildiğini duyurdu. Houston merkezli enerji danışmanlık firması Stratas Advisors'ın analisti John Paisie, “Bu karşılıklı söylemler piyasada tam bir kafa karışıklığı yaratıyor. Yatırımcılar neyin blöf neyin gerçek olduğunu ayırt edemiyor” dedi.
İran'ın boğazı kapatma tehdidi yeni değil; 2011-2012 yıllarında ABD yaptırımlarına yanıt olarak da benzer söylemler duyulmuştu. Ancak bu kez durum farklı: İsrail'in Lübnan'da Hizbullah'a yönelik saldırıları, Tahran'ın bölgedeki vekil güçlerine doğrudan bir tehdit olarak görülüyor. Aynı zamanda İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin de askıda olduğu bir dönemde, boğaz tehdidi Tahran'ın elindeki en önemli kozlardan biri haline geliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol piyasaları ve alternatif yollar
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, küresel petrol arzının %20'sini ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin yaklaşık %25'ini etkiler. Bu durumda petrol fiyatlarının varil başına 10-20 dolar artması bekleniyor. Suudi Arabistan, BAE ve Katar gibi Körfez ülkeleri, alternatif boru hatlarına sahip olsa da, bunların kapasitesi boğazdan geçen miktarı karşılamaktan uzak. Örneğin Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz'e uzanan Petrol Boru Hattı (Petroline) günde 5 milyon varil taşıyabiliyor; oysa boğazdan günde 17 milyon varil geçiyor.
Asya ülkeleri, özellikle Çin, Japonya ve Güney Kore, bu petrolün başlıca alıcıları. Çin, İran'dan yaptığı ucuz petrol ithalatının kesintiye uğramasından endişe ediyor. Bu arada ABD ve Avrupa, stratejik petrol rezervlerini kullanmaya hazırlanıyor. Enerji uzmanı Michael Lynch, “Kısa vadede fiyatlar fırlar, ancak uzun vadede ikame kaynaklar devreye girer. Yine de bu tür bir kriz, küresel ekonomiyi resesyona sürükleyebilecek potansiyele sahip” uyarısında bulunuyor.
İran'ın boğazı fiilen kapatması, uluslararası hukuka aykırı ve ABD ile müttefiklerinin askeri müdahalesini tetikleyebilir. Beşinci Filo'nun Bahreyn'deki üssü, olası bir ablukayı kırmak için konuşlandırılmış durumda. Ancak bu, bölgesel bir savaşa dönüşme riskini de beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir kriz, Türkiye'yi iki yönlü etkileyebilir. Doğrudan etki: Türkiye, petrol ihtiyacının büyük kısmını Irak ve Rusya'dan karşılasa da, küresel fiyat artışları akaryakıt maliyetlerini yükselterek enflasyonu tetikleyebilir. Dolaylı etki: Türkiye, enerji koridoru olma hedefi doğrultusunda, alternatif hatların (TANAP, TürkAkım) stratejik önemi artar. Ancak İran'la ilişkilerde denge politikası zorlaşır; Ankara, Tahran'ı karşısına almadan ABD ve İsrail'le olan angajmanını sürdürmek zorunda kalır. Bu durum, Türk dış politikasında hassas bir denge oyununu gerektirir.