İran ile ABD arasında Hürmüz Boğazı'nda deniz güvenliğine ilişkin söylemler giderek sertleşirken, analistler taraflar arasındaki saldırı ve tehditlerin dozunun artmasına rağmen diplomasi kanallarının hala açık olduğu görüşünde. Basra Körfezi'ndeki en kritik geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı, dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin yaklaşık beşte birine ev sahipliği yapıyor. Son haftalarda İran Devrim Muhafızları'nın Körfez'deki artırılmış devriyeleri, ABD Donanması'nın bölgeye ek savaş gemileri konuşlandırmasıyla karşılık buldu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, Tahran'ın boğazda ticari gemilerin güvenliğini sağlama konusunda kararlı olduğunu ancak herhangi bir tehdide "sert ve anında" yanıt vereceklerini açıkladı. ABD tarafı ise bölgede serbest seyrüsefer hakkını korumak için gerekli tüm adımları atacağını vurguluyor.
Gelişmenin arka planı
Tahran ve Washington arasındaki bu son gerginlik, 2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) ABD tarafından tek taraflı terk edilmesiyle başlayan ve yıllardır süren düşmanca ilişkilerin bir yansıması. İran, ABD'nin yaptırımlarını delmek için uluslararası sularda petrol tankerlerine eşlik ediyor ve geçen hafta içinde iki ayrı ticari gemiyi alıkoyduğu iddia edildi. ABD Merkez Kuvvetleri Komutanlığı (CENTCOM), 19 Haziran'da yayımladığı bir videoda İran deniz kuvvetlerinin Umman Körfezi'nde bir ticari gemiye el koymaya çalıştığını ancak müdahale ettiklerini duyurdu. İran ise bu iddiaları reddederek, ABD'nin kendisine "provokasyon" amacıyla yaklaştığını savunuyor.
Uzun süredir bölgeyi izleyen uzmanlar, iki ülke arasındaki güven bunalımının aşırı yüksek olduğu bir dönemde herhangi bir yanlış hesaplamanın geniş çaplı bir çatışmaya yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Ancak aynı uzmanlar, ne Tahran'ın ne de Washington'ın tam ölçekli bir savaşı göze alamayacağını, bu nedenle "kontrollü tırmanış" stratejisinin izlendiğini belirtiyor. Diplomasi kanalları tamamen kapalı değil; Umman ve Katar gibi bölge ülkeleri, taraflar arasında arabuluculuk yapmak için çaba sarf ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir tıkanma, özellikle başta Çin, Japonya, Güney Kore ve Hindistan olmak üzere Asya ekonomilerini doğrudan etkileyebilir. Bu ülkeler, petrol ithalatının büyük bölümünü Körfez ülkelerinden sağlıyor. Kapatma senaryosu gerçekleşirse, petrol fiyatlarının varil başına 150 doların üzerine çıkabileceği tahmin ediliyor. Bu da küresel resesyon korkularını tetikleyebilir. Avrupa Birliği ise Yemen'deki Husilerin geçen yıl Kızıldeniz'de ticari gemilere saldırmasının ardından alternatif enerji kaynaklarına yönelme ihtiyacını daha da derinlemesine hissediyor.
Bölgede ABD'nin müttefiki olan İsrail, İran'ın nükleer faaliyetlerine karşı zaman zaman tehditkar açıklamalarda bulunuyor. Son olarak İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, İran'ın nükleer silah geliştirmesine izin vermeyeceklerini söyledi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise İran ile diplomatik ilişkilerini normalleştirme sürecinde ancak ABD'ye olan güvenlik bağımlılıkları devam ediyor. Çin'in ise hem İran hem de Suudi Arabistan ile yakın ekonomik ve siyasi bağları sayesinde arabuluculuk yapma potansiyeli bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki gerginlikten doğrudan etkilenebilir. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki olası bir sıçrama, Türkiye'nin cari açığını ve enflasyonunu olumsuz etkileyebilir. Ankara, hem İran'la hem de Körfez ülkeleriyle dengeli ilişkiler yürütmeye çalışırken, bu tür bir kriz bölgesel dengeleri sarsabilir ve Türkiye'yi yeni bir diplomatik sınavla karşı karşıya bırakabilir. Ayrıca, İran'a yönelik yaptırımların delinmesi konusunda Türkiye'nin tutumu da Washington ile ilişkilerde bir pürüz oluşturabilir.