Hürmüz Boğazı’nda son haftalarda yaşanan gerilim, sadece Ortadoğu’nun değil, tüm Hint-Pasifik bölgesinin güvenlik mimarisini tehdit eden bir uyarı niteliği taşıyor. İngiltere ve ABD’nin Yemen’deki Husilere yönelik ortak hava saldırıları, Bab el-Mendeb Boğazı’ndan Süveyş Kanalı’na uzanan deniz ticaret yollarında yeni bir kriz dalgası yarattı. Bu gelişme, küresel enerji arzının bel kemiğini oluşturan Hürmüz’de yaşanabilecek olası bir ablukanın, dünya ekonomisi üzerinde yaratacağı zincirleme etkileri gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği stratejik bir su yoludur. İran, bu boğaz üzerindeki kontrolünü uzun süredir jeopolitik bir koz olarak kullanıyor. Son haftalarda, İran’ın bölgedeki müttefiklerinden Husilerin İsrail’e yönelik saldırılarına karşılık olarak ABD ve İngiltere’nin askeri müdahalesi, tansiyonu daha da yükseltti. Uzmanlara göre, bu çatışmanın Hürmüz’e sıçraması halinde, küresel petrol fiyatları tarihi seviyelere fırlayabilir ve tedarik zincirlerinde ciddi aksamalar meydana gelebilir.
Geçtiğimiz yıl Kasım ayında Husilerin Kızıldeniz’de ticari gemilere yönelik saldırıları, büyük denizcilik şirketlerini Ümit Burnu rotasına yönelmeye zorlamıştı. Bu durum, nakliye maliyetlerini üçe katlarken, küresel ticarette gecikmelere yol açtı. Şimdi ise gözler, dünyanın en dar ve en yoğun boğazlarından biri olan Hürmüz’e çevrilmiş durumda. İran’ın bu boğazı kapatma tehditleri, 2019’da başlayan ve hala süren gerginliklerin yeni bir boyutu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı’ndaki bir kriz, yalnızca Ortadoğu ülkelerini değil, Asya’nın dev ekonomilerini de doğrudan etkiliyor. Çin, Japonya, Güney Kore ve Hindistan gibi enerji ithalatçısı ülkeler, petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihtiyaçlarının büyük bir kısmını bu boğaz üzerinden karşılıyor. Bu nedenle, ABD ve İngiltere’nin bölgedeki askeri varlığı, sadece İran’ı caydırmayı değil, aynı zamanda Asya-Pasifik’teki müttefiklerine güvence vermeyi de amaçlıyor.
Analistler, Hürmüz’de yaşanacak bir ablukanın küresel GSYH’de yüzde 0,5 ila 1 arasında bir daralmaya yol açabileceğini öngörüyor. Bu senaryo, özellikle enerji fiyatlarına duyarlı gelişmekte olan ekonomiler için bir kriz anlamına geliyor. Öte yandan, Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle enerji piyasalarının halihazırda kırılgan olduğu bir dönemde, Hürmüz’deki gerilim Küresel Güney ülkelerinin enerji güvenliğini tehdit ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, Türkiye’nin enerji güvenliği ve dış politikası açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, petrol ve doğalgaz ihtiyacının önemli bir kısmını Ortadoğu ve Hazar bölgesinden karşılıyor; bu rotaların güvenliği, doğrudan enerji maliyetlerini etkiliyor. Ayrıca, Türkiye’nin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’ndeki deniz ticareti, Bab el-Mendeb üzerinden geçiyor ve Hürmüz’deki bir abluka, Türk limanlarına gelen malların fiyatlarını artırabilir. Bu nedenle, Ankara’nın bölgede denge politikası izlemesi ve diplomasiyi ön planda tutması bekleniyor. Sonuç olarak, Hürmüz’deki istikrarsızlık, Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve bölgesel ticaret hacmi üzerinde baskı yaratabilir.