Hong Kong polisi, 8 Kasım 2024 tarihinde, kentteki bağımsız kitapçılardan ikisine eş zamanlı baskın düzenledi. Operasyon kapsamında, eski gazeteciler tarafından işletilen bu kitapçılardan kitaplara el konulurken 5 kişi gözaltına alındı. Polis, kitapların Hong Kong’un ulusal güvenlik yasası kapsamında "kışkırtıcı niyet" taşıdığını öne sürdü. Bu gelişme, kentin 2020’den beri uygulanan sert güvenlik yasaları altında ifade özgürlüğünün giderek daraldığı yönündeki endişeleri yeniden gündeme getirdi.
Baskının ayrıntıları ve hedef alınan kitapçılar
Baskınların hedefi, Hong Kong’un merkezindeki Causeway Bay bölgesinde bulunan "Made in Hong Kong" kitapçısı ve Kowloon’daki "Swindon Books" oldu. Her iki kitapçı da daha önce gazetecilik yapmış kişiler tarafından işletiliyor. Polis, kitapçılardan yüzlerce kitaba el koyarken, gözaltına alınanlar arasında kitapçı sahiplerinin de bulunduğu bildirildi. Gözaltı gerekçesi olarak, "Hong Kong ulusal güvenlik yasasını ihlal eden yayınlar" gösterildi. Polis sözcüsü yaptığı açıklamada, söz konusu kitapların "sosyal huzursuzluğu kışkırtma potansiyeli taşıdığını" savundu.
Hong Kong’un ulusal güvenlik yasası, Haziran 2020’de Çin hükümeti tarafından kente dayatılmıştı. Yasa, ayrılıkçılık, terörizm, yabancı güçlerle işbirliği ve devlet sırlarının ifşası gibi suçları geniş kapsamlı olarak tanımlıyor. Yasanın getirilmesinden bu yana, özellikle bağımsız medya ve sivil toplum kuruluşları üzerinde yoğun bir baskı oluştu. Pekin yönetimi, yasanın Hong Kong’da istikrar ve düzeni sağlamak için gerekli olduğunu belirtirken, Batılı ülkeler ve uluslararası insan hakları örgütleri yasanın ifade özgürlüğünü aşırı derecede kısıtladığını eleştiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu baskın, Çin’in Hong Kong üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdığı bir dönemde gerçekleşiyor. Pekin, 2020’deki ulusal güvenlik yasasının ardından, 2021’de seçim sistemini değiştirerek muhalefetin siyasi katılımını büyük ölçüde sınırlamış, 2023’te ise İngiltere’ye sığınan aktivistlerin vatandaşlıktan çıkarılmasına yönelik yasa tasarısı hazırlıklarına başlamıştı. Kitapçı baskını, Hong Kong’un bağımsız seslerini hedef alan daha geniş bir dalganın parçası olarak görülüyor. Uluslararası toplumdan tepkiler gecikmedi. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, "Hong Kong’da ifade özgürlüğüne yönelik sistematik saldırıları kınıyoruz" açıklamasında bulundu. Avrupa Birliği ise "Hong Kong’un temel özgürlüklerine saygı gösterilmesi çağrısı" yaptı. Çin Dışişleri Bakanlığı ise bu eleştirileri reddederek, "Hong Kong meselesi iç işlerimizdir, dış müdahaleye kapalıyız" yanıtını verdi.
Olay, aynı zamanda Çin’in küresel bir kitap yasaklama eğiliminin parçası olarak da yorumlanıyor. Çin anakarasında, özellikle Xinjiang ve Tibet gibi bölgelerdeki insan hakları ihlallerini eleştiren yayınlar sıkı bir şekilde denetleniyor. Hong Kong’daki bu baskın, Çin’in yayıncılık sektörü üzerindeki kontrolünü sadece anakarada değil, "bir ülke iki sistem" ilkesiyle yönetilen özel idari bölgede de uyguladığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong’daki bu gelişme Türkiye’yi doğrudan etkilemese de, küresel ifade özgürlüğü ve ulusal güvenlik dengesi açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, 2000’li yılların başında AB ile uyum sürecinde ifade özgürlüğü alanında reformlar yapmış, ancak son yıllarda terörle mücadele ve ulusal güvenlik gerekçesiyle benzer kısıtlamaları gündeme getirmiştir. Hong Kong modeli, Türkiye’nin de yakından izlediği "güvenlik vs. özgürlük" tartışmasına yeni bir boyut ekliyor. Ankara’nın Çin ile gelişen ekonomik ilişkileri (İpek Yolu projesi, turizm ve ticaret) göz önüne alındığında, bu tür baskılara karşı resmi düzeyde eleştirel bir tutum sergilemesi beklenmez. Ancak sivil toplum ve akademik çevrelerde, Hong Kong’daki ifade özgürlüğü kısıtlamalarının benzer uygulamalara emsal teşkil edebileceği yönünde endişeler bulunuyor.