ABD öncülüğünde 14 ülke, 12 Temmuz'da Lahey'de 2016 yılında alınan Güney Çin Denizi tahkim kararının 10. yıl dönümünde ortak bir bildiri yayımlayarak, Çin'in bölgedeki genişlemeci politikalarına karşı uluslararası hukuk vurgusu yaptı. Bildiriye imza atan ülkeler arasında Filipinler, Avustralya, Kanada, İngiltere, Japonya, Yeni Zelanda ile Almanya, İtalya ve Baltık ülkelerinin de aralarında bulunduğu yedi Avrupa devleti yer alıyor.
Gelişmenin arka planı: 2016 tahkim kararı ve bugünkü durum
2016 yılında Lahey'deki Daimi Tahkim Mahkemesi, Filipinler'in başvurusu üzerine Çin'in Güney Çin Denizi'nde 'dokuz çizgi' olarak bilinen geniş kapsamlı egemenlik iddialarının uluslararası hukuka aykırı olduğuna hükmetmişti. Karar, Çin'in bölgedeki yapay ada inşaatları, askeri tahkimat çalışmaları ve doğal kaynak arama faaliyetlerine yasal bir kınama niteliği taşıyordu. Ancak Pekin yönetimi, kararı 'tanımadığını' ve 'kabul etmediğini' açıklayarak, bölgedeki faaliyetlerini sürdürdü. 2024 yılına gelindiğinde, Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki askeri varlığı önemli ölçüde arttı. Filipinler ile Çin arasında, İkinci Thomas Resifi'nde (Second Thomas Shoal) yaşanan gerilimler ve ticari gemilere yönelik tacizler, bölgede tansiyonun yükselmesine neden oldu.
Bildiride, 2016 kararının 'bağlayıcı' olduğu ve 'bölgede barış ve istikrar için temel teşkil ettiği' vurgulanırken, tüm tarafların 'uluslararası hukuka saygı göstermesi' çağrısı yapıldı. Bildiri aynı zamanda, Güney Çin Denizi'ndeki seyrüsefer ve uçuş serbestisinin önemine dikkat çekerek, 'kıyı devletlerinin egemenlik hakları ile deniz alanları üzerindeki iddialarının Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne uygun olması gerektiğini' belirtti.
Bölgesel ve küresel boyut: ABD-Çin rekabeti ve müttefik politikaları
Bu bildiri, ABD'nin Asya-Pasifik bölgesinde Çin'e karşı oluşturmaya çalıştığı ittifak ağının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Washington yönetimi, özellikle Hindistan-Pasifik stratejisi kapsamında, Japonya, Avustralya ve Filipinler gibi bölge ülkeleriyle askeri işbirliğini artırıyor. Bildiriye Avrupa ülkelerinin de katılması, Çin'in bölgedeki etkisine karşı küresel ölçekte bir farkındalık yaratma çabası olarak yorumlanabilir. Ancak Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, 12 Temmuz'da yaptığı açıklamada, 2016 kararının 'hukuken yok hükmünde' olduğunu yineleyerek, bildiriyi 'bölgede istikrarı bozmaya yönelik, uluslararası hukuk görüntüsü altında yapılan jeopolitik bir hamle' olarak niteledi. Pekin, Güney Çin Denizi'ndeki anlaşmazlıkların ikili müzakereler yoluyla çözülmesi gerektiğini savunuyor ve 'dış güçlerin müdahalesine' karşı çıkıyor.
Ekonomik açıdan, Güney Çin Denizi dünya ticaretinin yaklaşık üçte birine ev sahipliği yapıyor. Bölgedeki gerilimler, enerji arz güvenliği ve ticaret yollarının istikrarı açısından kritik önem taşıyor. Çin, bölge ülkeleriyle yürüttüğü ticari ilişkiler ve Kuşak ve Yol Girişimi gibi altyapı projeleriyle etkisini artırırken, ABD ise askeri varlığını ve müttefikleriyle ortak tatbikatlarını sıklaştırıyor. Bu rekabet, Güneydoğu Asya ülkeleri arasında da farklı ittifak tercihlerine yol açıyor: Filipinler ve Vietnam gibi ülkeler Çin'e karşı ABD ile yakınlaşırken, Kamboçya ve Laos gibi ülkeler Pekin'e daha yakın duruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin Güney Çin Denizi'ne doğrudan bir sınırı veya egemenlik iddiası bulunmamakla birlikte, bölgedeki gelişmeler küresel ticaret yollarının güvenliği açısından Ankara'yı da ilgilendiriyor. Türkiye, Asya-Pasifik bölgesinde deniz ticaretine bağımlı bir ülke olarak, bu sulardaki serbest seyrüsefer hakkının korunmasından yana. Ayrıca, Çin ile ekonomik ilişkileri giderek derinleşen Türkiye, Pekin yönetimiyle ihtilafa düşmekten kaçınırken, Batı ittifakı içindeki konumunu da muhafaza etmeye çalışıyor. Bu nedenle Türkiye, bölgedeki tansiyonun yükselmesini istememekle birlikte, uluslararası hukukun üstünlüğü ilkesini destekleyen bir tutum sergiliyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin, Asya-Pasifik'teki deniz güvenliği konularında daha aktif bir rol üstlenip üstlenmeyeceği merak konusu.