Hong Kong polisi, kentte faaliyet gösteren kitapçılara yönelik geniş çaplı bir operasyon başlatarak, Çin'in ulusal güvenlik yasalarını ihlal ettiği iddia edilen yayınlara el koydu. Operasyon kapsamında en az beş kitapçının basıldığı ve çok sayıda kitabın toplatıldığı bildiriliyor. Yetkililer, söz konusu kitapların “yasadışı içerik” taşıdığını ve Hong Kong'da yeni yürürlüğe giren ulusal güvenlik yasasına aykırı olduğunu öne sürüyor. Bu gelişme, 2019 yılında kitlesel protestolarla sarsılan kentte, Pekin yönetiminin ifade özgürlüğüne yönelik baskılarını daha da artırdığının bir işareti olarak yorumlanıyor.
Operasyonun ayrıntıları ve arka planı
Baskınlar, başta Causeway Bay ve Mongkok olmak üzere Hong Kong'un çeşitli semtlerinde eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. Polis ekipleri, kitapçılardan 'Küçüklar Büyükler' ve 'Xiangdao' gibi yayınevlerine ait kitapları topladı. Söz konusu kitapların, Çin Komünist Partisi ve Hong Kong'un yarı özerk yönetimini eleştiren içerikler barındırdığı belirtiliyor. Hong Kong Ulusal Güvenlik Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, operasyonun “yasadışı nefret söylemi ve ulusal güvenliği tehdit eden materyallerin” önlenmesine yönelik rutin bir uygulama olduğu ifade edildi. Ancak sivil toplum örgütleri, bu operasyonları sansürün bir parçası olarak nitelendiriyor.
2019'daki protestolar, Çin yanlısı ve demokrasi yanlısı gruplar arasındaki gerilimi tırmandırmış, Pekin yönetimi ise bu duruma sert müdahaleyle yanıt vermişti. Ulusal güvenlik yasası, bu protestoların ardından Haziran 2020'de çıkarıldı ve kentteki ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü gibi temel hakları ciddi şekilde kısıtladı. Yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana, binlerce kişi tutuklanırken, birçok medya kuruluşu kapatıldı veya faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı.
Küresel boyut ve uluslararası tepkiler
Hong Kong'daki bu son gelişme, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, operasyonu “ifade özgürlüğüne doğrudan bir saldırı” olarak nitelendirirken, İngiltere Dışişleri Bakanlığı da benzer bir açıklama yaparak Pekin yönetimini uluslararası taahhütlerine uymaya çağırdı. Avrupa Birliği, konuyla ilgili endişelerini dile getirirken, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği de Hong Kong'daki sivil özgürlüklerin giderek daraldığına dikkat çekti.
Çin ise bu eleştirilere sert yanıt verdi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Hong Kong'un içişlerine karışılmaması gerektiğini vurgulayarak, ulusal güvenlik yasasının “her ülkenin egemenlik hakkı” olduğunu savundu. Çin yönetimi, bu tür operasyonların Hong Kong'un istikrarı ve refahı için gerekli olduğunu belirtiyor. Ancak bağımsız gözlemciler, bu politikaların Hong Kong'un uluslararası finans merkezi olarak konumunu zayıflattığını ve kentten sermaye çıkışına neden olduğunu rapor ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong'daki bu gelişme, Türkiye'nin dış politikası açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, küresel güç dengeleri ve uluslararası hukuk bağlamında önemli bir emsal teşkil ediyor. Çin'in artan baskıcı politikaları, Batılı ülkelerle ilişkilerinde yeni gerilimlere yol açarken, Türkiye'nin Çin ile olan ticari ve diplomatik ilişkilerini de dolaylı olarak etkileyebilir. Özellikle Türkiye'nin İpek Yolu projesi ve Asya'ya açılım stratejisi kapsamında Çin ile iş birliğini artırdığı bir dönemde, insan hakları ve özgürlükler konusundaki bu tür olaylar, Türkiye'nin Batı ve Doğu arasındaki denge politikasını zorlayabilir. Ayrıca, bölgesel olarak benzer baskıcı eğilimlerin artması durumunda, Türkiye'nin kendi demokratik standartları ve ifade özgürlüğü konusunda da dikkatli olması gerekiyor.