Hindistan'da iktidardaki Bharatiya Janata Partisi'nin (BJP) tüm vatandaşlar için tek bir medeni kanun (Uniform Civil Code) uygulanması yönündeki önerisi, ülkenin laiklik ilkesi ve azınlık hakları konusundaki hassas dengesini yeniden gündeme getirdi. Parti yetkilileri, evlilik, boşanma ve miras gibi konularda herkesin aynı kurallara tabi olması gerektiğini savunurken, bu argümanın görünürdeki liberal söylemi, Müslüman ve Hristiyan toplulukların kendi dini hukuklarını uygulama haklarını kaybedeceği endişesini doğuruyor.
Gelişmenin Arka Planı: BJP'nin UCC vaadi ve muhalefetin tepkisi
BJP, 2019 seçim manifestosunda yer alan ve Başbakan Narendra Modi'nin de 'Anayasa'nın 44. maddesindeki direktifi yerine getirme' sözü verdiği Uniform Civil Code (UCC) hedefini, son dönemdeki parti toplantılarında yeniden ön plana çıkardı. Parti sözcüleri, UCC'nin 'cinsiyet eşitliği' ve 'milli birlik' için şart olduğunu belirtirken, özellikle Müslüman kişisel hukukunun (Shariat) kadınlara eşit olmayan muamele yaptığını iddia ediyor. Ancak muhalefet partileri ve Müslüman örgütler, bu adımın azınlıkların kültürel kimliklerini hedef aldığını ve Hindistan'ın çoğulcu yapısına aykırı olduğunu vurguluyor.
Konu, geçtiğimiz hafta Uttarakhand eyaletinin BJP yönetiminin UCC taslağını onaylamasıyla daha da alevlendi. Taslak, evlilik yaşını 18'e çıkarırken, çok eşliliği yasaklamayı ve mirasta kız çocuklarına eşit pay verilmesini öngörüyor. Bu düzenlemeler, ülkenin farklı eyaletlerinde farklı uygulamalara son verilmesini hedefliyor. BJP liderleri, UCC'nin 'modern ve ilerici' bir adım olduğunu savunurken, Hristiyan ve Müslüman toplulukların temsilcileri, kendi ritüellerine göre evlilik ve boşanma haklarının ellerinden alınacağı gerekçesiyle karşı çıkıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Hindistan'ın laiklik modeli tartışılıyor
Hindistan Anayasası'nın 44. maddesi, devletin vatandaşlar için tek bir medeni kanun sağlamaya çalışmasını öngörse de, bu madde bağımsızlıktan bu yana uygulanmadı. Ülkede Hindular, Müslümanlar, Hristiyanlar ve diğer topluluklar kendi kişisel hukuk sistemlerine göre yaşamaya devam ediyor. BJP'nin bu hamlesi, iktidarın Hindutva (Hindu milliyetçiliği) gündeminin bir parçası olarak yorumlanıyor; zira parti daha önce de Keşmir'in özel statüsünü kaldırmış ve vatandaşlık yasasını değiştirmişti.
UCC tartışması, Hindistan'ın laiklik anlayışının Batı'daki laiklikten farklı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Hindistan'da laiklik, devletin tüm dinlere eşit mesafede durmasını değil, tüm dinlere eşit yakınlıkta olmasını ifade ediyor. Bu nedenle, tek bir medeni kanun uygulaması, bazı kesimler tarafından 'azınlıkların asimilasyonu' olarak değerlendiriliyor. Öte yandan, küresel insan hakları örgütleri, kadın hakları açısından UCC'nin olumlu olabileceğini ancak uygulamanın toplumsal mutabakatla yapılması gerektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kendi tarihinde medeni kanunun laikleşmesi sürecini 1926'da İsviçre Medeni Kanunu'nu kabul ederek yaşamıştır. Bu nedenle Hindistan'daki tartışma, Türk kamuoyu için tanıdık bir referans noktası oluşturuyor. Türkiye'nin laiklik ilkesi, din ve devlet işlerini ayırırken, Hindistan'daki model din temelli kişisel hukuklara izin veriyor. Hindistan'daki gelişme, Türkiye'nin laiklik uygulamasının bir istisna olmadığını, aksine birçok ülkede farklı modellerin tartışıldığını gösteriyor. Ayrıca, küresel anlamda Müslüman çoğunluklu ülkelerde kişisel hukuk reformları gündemdeyken, Hindistan'ın bu adımı, Türkiye'nin dış politikasında önemli bir ortak olan Hindistan ile ilişkilerinde de yeni bir boyut kazandırabilir; ancak Türkiye'nin kendi iç siyasetindeki dinamikler, bu tür bir reformu doğrudan model almasını engelliyor.