Hind Rajab Vakfı, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in, işgal altındaki Filistin topraklarında uluslararası hukuka aykırı eylemlerde bulunduğu gerekçesiyle ABD Adalet Bakanlığı'na resmi bir suç duyurusunda bulundu. Vakıf, Ben-Gvir'in özellikle Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da Filistinli sivillere yönelik şiddet eylemlerine doğrudan katıldığını ve bu eylemleri teşvik ettiğini öne sürüyor. Başvuruda, Ben-Gvir'in 2023 yılının başından bu yana en az 12 ayrı olayda Filistinli mülklerine zarar verdiği, ibadethanelere saldırı düzenlediği ve sivilleri hedef aldığı iddia ediliyor. Vakıf, ABD'nin Evrensel Yargı Yetkisi kapsamında bu suçlamaları soruşturmasını ve Ben-Gvir'in ABD'ye girişi durumunda tutuklanmasını talep ediyor.
Ben-Gvir'in Geçmişi ve Suçlamalar
Itamar Ben-Gvir, aşırı sağcı bir İsrailli siyasetçi olarak biliniyor ve daha önce de benzer suçlamalarla karşı karşıya kalmıştı. 2000'li yılların başında, bir Arap siyasetçinin arabasına bomba yerleştirilmesi olayıyla ilişkilendirilmiş ancak herhangi bir hüküm giymemişti. Hind Rajab Vakfı, Ben-Gvir'in bakan olduktan sonra bu tür eylemleri sistemli bir şekilde sürdürdüğünü ve hatta hükümet gücünü kullanarak Filistinli toplulukları sindirmeye çalıştığını iddia ediyor. Vakıf, özellikle 2023 yılında Huwara kasabasında bir Filistinli ailenin evine düzenlenen baskında Ben-Gvir'in bizzat yer aldığını ve olayda bir kişinin yaralandığını belirtiyor. Ayrıca, Ben-Gvir'in Doğu Kudüs'teki Şeyh Cerrah Mahallesi'nde Filistinli ailelerin zorla tahliyesine destek verdiği ve bölgede Yahudi yerleşimcilerin saldırılarını teşvik ettiği ileri sürülüyor.
Hind Rajab Vakfı, başvurusunda Ben-Gvir'in eylemlerinin 'soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları' kapsamına girdiğini savunuyor ve ABD'yi Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ile işbirliğine çağırıyor. Vakfın hukuk ekibi, ABD'nin 1996 tarihli 'Savaş Suçları Yasası' uyarınca Ben-Gvir'i yargılayabileceğini, zira bu yasanın ABD vatandaşı olmayan kişilerin ABD topraklarında işlenen savaş suçlarından yargılanmasına izin verdiğini belirtiyor. Ancak, uzmanlar bu tür bir yargılamanın siyasi engellerle karşılaşabileceğini, zira ABD yönetiminin İsrail ile yakın ittifakı nedeniyle bu tür bir adım atmaktan çekinebileceğini ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Tepkiler
Bu suç duyurusu, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Birçok insan hakları örgütü, Hind Rajab Vakfı'nın girişimini desteklerken, İsrail hükümeti ise suçlamaları 'asılsız ve politik amaçlı' olarak nitelendirdi. Özellikle Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler'den sesler, Ben-Gvir'in eylemlerinin uluslararası hukuku ihlal ettiği yönünde daha önce de uyarılarda bulunmuştu. Ancak, ABD'nin bu konuda somut bir adım atması, Orta Doğu'daki güç dengelerini de etkileyebilir. Zira Ben-Gvir, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun koalisyon hükümetinde kilit bir isim konumunda. Eğer ABD, Ben-Gvir hakkında yasal işlem başlatırsa, bu durum Netanyahu hükümetinin iç siyasetinde krize yol açabilir ve İsrail-ABD ilişkilerini gerginleştirebilir.
Bir diğer yandan, Hamas ve Filistin Yönetimi gibi Filistinli gruplar, Hind Rajab Vakfı'nın girişimini memnuniyetle karşıladı. Filistin Yönetimi'nden yapılan açıklamada, 'Ben-Gvir'in eylemlerinin bir an önce uluslararası mahkemelerde yargılanması gerektiği' vurgulandı. Arap Birliği de konuya ilişkin bir bildiri yayımlayarak, İsrail'in aşırı sağcı bakanının Filistin halkına yönelik 'terörist eylemlerinin' kınandığı belirtildi. Ancak, tüm bu tepkilere rağmen, Ben-Gvir'in yargılanmasının kısa vadede oldukça zor olduğu görülüyor. ABD Adalet Bakanlığı'nın konuyu incelemeye alıp almayacağı ise henüz netlik kazanmış değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği tarihsel destek ve Kudüs'ün statüsüne ilişkin hassasiyetiyle bu gelişmeyi yakından takip etmektedir. Hind Rajab Vakfı'nın Ben-Gvir aleyhindeki suç duyurusu, Türkiye'nin uluslararası platformlarda Filistin haklarını savunma çabalarıyla örtüşmektedir. Ancak, Türkiye-İsrail arasındaki son dönemde normalleşme adımları, bu tür bir yargılamanın Ankara'yı diplomatik olarak zor bir pozisyonda bırakabileceğini göstermektedir. Zira Türkiye, hem Filistinlilere desteğini sürdürmek hem de İsrail'le enerji ve ticaret alanlarında işbirliğini geliştirmek arasında denge kurmaya çalışmaktadır. Bu nedenle Türkiye'nin, sürecin ABD'de ilerlemesi halinde, uluslararası hukuka saygılı ancak iki ülkeyle de ilişkilerini koruyan bir tutum benimsemesi beklenebilir. Gelişmenin, Doğu Akdeniz'deki güç dengeleri ve Türkiye'nin bölgesel politikaları üzerinde dolaylı da olsa etkili olması mümkündür.