Hamas'ın askeri kanadının büyük ölçüde etkisiz hale getirildiği ve Gazze'deki siyasi yapısının çökertildiği yönündeki iddialar, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Ancak uzmanlar, bu iddiaların abartılı olduğunu ve Hamas'ın tamamen ortadan kalkmadığını, aksine yeni koşullara uyum sağladığını belirtiyor. İsrail'in yoğun askeri operasyonları ve Mısır'ın tampon bölge politikaları, Hamas'ın lojistik altyapısını ciddi şekilde zayıflatsa da, örgütün ideolojik ve toplumsal tabanı varlığını sürdürüyor. Bu durum, bölgede kalıcı bir barışın sağlanması için askeri çözümlerin yeterli olmadığını gösteriyor.
Askeri Başarıların Sınırları
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), son operasyonlarda Hamas'ın roket fırlatma rampalarının %70'inden fazlasını imha ettiğini, yer altı tünellerinin büyük kısmını kullanılamaz hale getirdiğini ve üst düzey komutanların çoğunu etkisiz hale getirdiğini açıkladı. Ancak askeri uzmanlar, bu tür operasyonların Hamas'ın yeniden yapılanma kapasitesini tamamen ortadan kaldırmadığını vurguluyor. Örgüt, daha önceki çatışma dönemlerinde olduğu gibi, sivil toplum ağları ve dini kurumlar aracılığıyla destek toplamaya devam ediyor. Ayrıca Hamas'ın siyasi liderlerinin Katar ve Türkiye gibi ülkelerde varlık göstermesi, örgütün uluslararası kanallarla da bağını sürdürdüğünü ortaya koyuyor.
İsrail'in "Hamas'ın sonu" söylemi, kendi iç kamuoyuna yönelik bir siyasi mesaj olarak da okunabilir. Uzun süredir devam eden askeri harekâtların maliyeti ve sivil kayıplar, İsrail hükümeti üzerinde baskı oluşturuyor. Başbakan Binyamin Netanyahu, Hamas'ın askeri kapasitesinin büyük ölçüde yok edildiğini iddia ederek, operasyonların başarılı olduğu imajını vermeye çalışıyor. Ancak bağımsız analistler, bu iddianın abartılı olduğunu ve Hamas'ın hâlâ düşük yoğunluklu çatışma ve asimetrik saldırılar düzenleme yeteneğine sahip olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hamas'ın zayıflaması, bölgesel dengeler üzerinde önemli etkiler yaratıyor. Mısır, Sina Yarımadası'ndaki güvenlik önlemlerini artırırken, Ürdün de Filistinli mülteci kamplarındaki olası radikalleşmeyi endişeyle izliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İsrail ile normalleşme sürecini hızlandırma potansiyeli görüyor. Ancak Filistin Yönetimi'nin (PA) Gazze'de kontrolü ele alması durumunda, siyasi bir boşluk doğabilir ve bu da radikal grupların yeniden güç kazanmasına yol açabilir.
Küresel düzeyde, Hamas'ın tamamen yok edildiği iddiası, uluslararası insancıl hukuk ve savaş suçları tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, İsrail'in operasyonlarında aşırı güç kullanıldığına dair raporlar yayımlarken, ABD yönetimi de İsrail'in meşru müdafaa hakkını tanımakla birlikte, sivil kayıpların azaltılması çağrısında bulunuyor. Avrupa Birliği, kalıcı bir çözüm için iki devletli çözüm modeline bağlılığını yinelerken, Rusya ve Çin ise Batı'nın çifte standardı eleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hamas'ın zayıflaması, Türkiye için çok boyutlu sonuçlar doğuruyor. Bir yandan Türkiye, Hamas ile olan tarihsel bağları ve Filistin davasına verdiği destek nedeniyle bölgede nüfuzunu korumak isterken, diğer yandan İsrail ile son dönemdeki normalleşme çabalarını da sürdürmek zorunda. Hamas'ın askeri kapasitesinin azalması, Türkiye'nin Gazze'de insani yardım projelerini genişletmesi için bir fırsat sunabilir, ancak aynı zamanda Filistin Yönetimi ile ilişkilerini yeniden dengelemesini gerektirebilir. Türkiye'nin bölgedeki diplomatik rolü, bu dengeli politikayı başarıyla yürütmesine bağlı. Ayrıca, Hamas'ın siyasi liderlerine ev sahipliği yapması, Türkiye'yi İsrail ve Batı ile gerilime sokma potansiyeli taşıyor. Kısacası, bu gelişme Türk dış politikasının hem fırsat hem de risklerle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.