Haiti, başkent Port-au-Prince ve bazı eyaletlerde silahlı çetelerin uzun süredir devam eden saldırıları nedeniyle derin bir insani krizle karşı karşıya. Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar, bölgeye insani yardım ulaştırmak için çabalarken, şiddetin gölgesinde bu çabalar büyük ölçüde sekteye uğruyor. Yeni bir uluslararası güvenlik gücü konuşlandırılmış olsa da, henüz yaygın ve kalıcı bir güvenlik iyileşmesi sağlanamış değil. Bu durum, ülkenin zaten kırılgan olan sağlık, gıda ve temel hizmet sistemlerini daha da çökertme noktasına getiriyor.
Silahlı çetelerin kontrolü ve insani krizin derinleşmesi
Haiti'de silahlı çeteler, başkent Port-au-Prince'in büyük bölümünü kontrol altına almış durumda. Özellikle G-9 ve G-Pep gibi çete ittifakları, şehri kuşatarak halkı zorla yerinden ediyor, temel erişim yollarını kapatıyor ve yaygın bir şiddet ortamı yaratıyor. BM verilerine göre, 2024 yılı itibarıyla 4 milyondan fazla Haitili acil gıda yardımına muhtaç durumda. Ülkede sağlık sistemi neredeyse çökmüş, hastaneler saldırılar nedeniyle kapanma noktasına gelmiş, temel ilaç ve tıbbi malzeme tedariki kesintiye uğramıştır. Okulların çoğu kapalı, çocuklar eğitimden mahrum kalırken, kadınlar ve kız çocukları cinsel şiddet riskiyle karşı karşıyadır.
Uluslararası toplum, Haiti'deki durumu istikrara kavuşturmak için Kenya liderliğinde çokuluslu bir güvenlik gücü oluşturdu. Bu güç, çetelerle mücadele etmek ve hükümetin kontrolünü yeniden tesis etmek üzere eğitim ve lojistik destek sağlıyor. Ancak konuşlandırma yavaş ilerliyor; halihazırda sadece birkaç yüz asker sahada. Uzmanlar, uluslararası müdahalenin başarılı olabilmesi için daha kapsamlı bir strateji ve yeterli finansman gerektiğini vurguluyor. Bu arada Haiti'de kendini atamış geçici Başbakan Garry Conille, ülkedeki meşruiyet krizini aşmak ve seçimlerin yol haritasını çıkarmak için çabalıyor. Ancak çete şiddeti, seçimlerin yapılmasını fiilen imkansız kılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Haiti'deki kaosun domino etkisi
Haiti'deki istikrarsızlık, Karayipler bölgesi ve ötesi için ciddi güvenlik riskleri oluşturuyor. Şiddet ve yoksulluktan kaçan Haitililer, deniz yoluyla komşu ülkelere sığınmaya çalışıyor. ABD'nin Florida kıyılarına ulaşan düzensiz göçmen sayısında artış yaşanırken, Bahamalar ve Dominik Cumhuriyeti de büyük bir mülteci akınıyla karşı karşıya. Bu durum, bölge ülkelerinde siyasi gerilimleri tetikliyor ve sınır güvenliği endişelerini artırıyor. Ayrıca Haiti'de faaliyet gösteren uyuşturucu kartelleri, ülkedeki boşluktan yararlanarak uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı rotalarını güçlendiriyor. BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) raporlarına göre, Haiti üzerinden geçen kokain miktarı son iki yılda yüzde 30 arttı. Bu durum, sadece bölgeyi değil, Avrupa ve Afrika'daki kırılgan devletleri de tehdit ediyor.
ABD, Kanada ve Fransa gibi ülkeler, Haiti'deki krizin çözümü için diplomatik ve askeri kaynak aktarırken, Çin ve Rusya'nın da bölgede nüfuz mücadelesi verdiği gözlemleniyor. Çin, Haiti'nin altyapı projelerine yatırım yapmayı teklif ederken, Tayvan ile diplomatik bağları nedeniyle gerilim yaşıyor. Rusya ise Haiti'nin BM Güvenlik Konseyi'ndeki bazı oylamalarda kendisine destek vermesini umarak silah anlaşmalarını sürdürüyor. Bu karmaşık güç oyunları, Haiti'deki krizin çözümünü daha da zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Haiti'deki kriz, Türkiye'nin doğrudan bir müdahale alanı olmasa da, bölgesel ve küresel istikrarsızlık açısından önemli yansımalar taşıyor. Karayipler'deki kaos, düzensiz göç rotalarını etkileyerek dolaylı yoldan Türkiye'nin de parçası olduğu Akdeniz göç koridorunu baskılayabilir. Ayrıca, uyuşturucu kaçakçılığının Batı Afrika üzerinden Avrupa'ya ulaşması, Türkiye'nin de transit güzergah üzerinde bulunması nedeniyle güvenlik risklerini artırabiliyor. Türkiye'nin BM ve NATO gibi platformlarda bu tür krizlerdeki insani yardım çağrılarına destek vermesi, uluslararası iş birliği için önemli. Ancak doğrudan diplomatik veya askeri müdahale gerektiren bir durum söz konusu değil.