John McDermott, Afrika şef muhabirimiz, Güney Afrika'da yabancılara yönelik nefret suçlarındaki endişe verici artışı ve hükümetin krizi inkâr etme eğilimini analiz ediyor. Johannesburg ve Durban gibi büyük şehirlerde son aylarda artan saldırılar, ülkeyi sarsarken, Nijerya ve diğer Afrika ülkeleri vatandaşlarını tahliye etmeye başladı. Peki bu şiddet dalgasının arkasında ne var? Güney Afrika neden bir inkâr döngüsünde?
Arka Plan: Ekonomik Krizden Şiddete
Güney Afrika, %32'yi aşan işsizlik oranı ve derinleşen ekonomik eşitsizlikle boğuşuyor. Yabancılar, özellikle Nijeryalı ve Somalili göçmenler, iş fırsatlarını çaldıkları gerekçesiyle hedef tahtasına oturtuluyor. Sokak çeteleri ve bazı siyasi figürlerin kışkırtmasıyla başlayan saldırılar, polisin yetersiz müdahalesiyle tırmanıyor.
Ancak hükümet, resmî açıklamalarında sorunun "büyütülmemesi" gerektiğini savunuyor. Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa, "birkaç münferit olay" ifadesini kullanırken, Başkan Yardımcısı Paul Mashatile yabancı düşmanlığının varlığını kabul etmeyi reddetti. Bu inkâr, hem içeride hem komşu ülkelerde tepki çekiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Diplomatik Kriz
Nijerya, Güney Afrika'nın en büyük ticaret ortaklarından biri. Ancak saldırılar sonrası Abuja, büyükelçiliğini geçici olarak kapattı ve vatandaşlarına Güney Afrika'dan ayrılma çağrısı yaptı. Zambiya ve Etiyopya da benzer uyarılarda bulundu. Afrika Birliği (AU) ise sessiz kalmakla eleştiriliyor. Ekonomik anlamda ise yabancı düşmanlığı, Güney Afrika'nın kıta içi ticaretteki liderlik rolünü zedeliyor. Ülke, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi'nin (AfCFTA) lokomotifi olmayı hedeflerken, bu tür olaylar yatırımcı güvenini sarsıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Afrika'daki yabancı düşmanlığı, Türkiye'nin Afrika açılımı ve kıtadaki yumuşak gücü açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Ankara, son yıllarda Sahra Altı Afrika'da artan ticari ve diplomatik varlığıyla öne çıkarken, benzer bir toplumsal kırılganlığın kendi çıkarlarını tehdit etmemesi için bölgesel diyalog ve istikrar girişimlerini desteklemesi önemli. Ayrıca Türkiye'deki Suriyeli ve Afgan göçmenlere yönelik artan nefret söylemiyle paralellikler bulunması, hükümete bu konuda proaktif politikalar geliştirme çağrısı yapıyor. Kriz derinleşirse, Türk iş insanları ve yardım kuruluşları için güvenlik riski oluşabilir.