İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ile imzalanan mutabakat zaptının herhangi bir ihlali durumunda Tahran'ın buna yanıt vereceğini açıkladı. Orta Doğu’nun hassas dengeler üzerinde yükseldiği bir dönemde gelen bu uyarı, Washington ile Tahran arasında süregelen dolaylı müzakerelere yeni bir boyut kazandırıyor. İranlı yetkililer, mutabakatın tarafların yükümlülüklerini net bir şekilde tanımladığını ve herhangi bir sapmanın kabul edilemez olduğunu vurguluyor.
Gelişmenin Arka Planı
Geçtiğimiz aylarda Umman aracılığıyla gerçekleştirilen görüşmelerde varılan mutabakat zaptı, nükleer program ve yaptırımlar konusunda karşılıklı adımları öngörüyordu. ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018'de Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (KOEP) çekilmesi ve ardından yaptırımları yeniden uygulamaya koyması, İran'ın nükleer faaliyetlerini hızlandırmasına yol açmıştı. Bu döngü, bölgesel gerilimi tırmandıran bir etken haline gelmişti. Şimdi ise yeni yönetim ile İran arasında yeniden canlanan müzakerelerde somut bir metin üzerinde uzlaşıldığı belirtiliyor. Ancak Tahran'ın bu uyarısı, anlaşma metnine duyduğu güvensizliği ve ABD'nin geçmişteki tutumundan kaynaklanan şüpheleri açığa çıkarıyor.
Mutabakat zaptının içeriği kamuoyuna tam olarak açıklanmamış olmakla birlikte, İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesinin sınırlandırılması ve karşılığında bazı yaptırımların hafifletilmesi gibi unsurlar içerdiği tahmin ediliyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, “Bu mutabakat, tarafların taahhütlerini net bir çerçeveye oturtmaktadır. Eğer ABD bu taahhütlere aykırı hareket ederse, İran meşru müdafaa hakkını kullanacaktır” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, müzakerelerdeki kırılganlığı gözler önüne seriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran’ın bu çıkışı, sadece ikili ilişkileri değil, Körfez bölgesindeki güvenlik dinamiklerini de etkileyecek potansiyele sahip. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, İran’ın nükleer programına ilişkin endişelerini sıkça dile getiriyor. ABD'nin bölgedeki müttefikleri, olası bir anlaşmanın İran'ın bölgesel faaliyetlerini de kapsamasını talep ediyor. Öte yandan Rusya ve Çin, müzakerelerde İran’a destek verirken, Batılı güçler anlaşmanın kapsamlı ve denetlenebilir olmasında ısrarcı. Bu denklem, İran’ın mutabakata yönelik uyarısını daha da anlamlı kılıyor. Zira taraflar arasındaki güvensizlik, her an yeni bir krizi tetikleyebilir.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, geçtiğimiz haftalarda İran’ın nükleer tesislerindeki denetimlerin sürdüğünü ancak iş birliğinin sınırlı olduğunu belirtmişti. UAEA’nın son raporu, İran’ın yüzde 60’a varan zenginleştirme seviyesine ulaştığını ortaya koyuyor. Bu oran, silah sınıfı uranyum için gereken yüzde 90’a oldukça yakın. Dolayısıyla ABD ile İran arasındaki bu mutabakat, nükleer yayılmanın önlenmesi açısından hayati bir sınav niteliği taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile komşu ve enerji bağımlılığı olan bir ülke olarak, bu gelişmeyi yakından takip etmektedir. Mutabakatın bozulması, bölgesel istikrarsızlığı artıracak ve muhtemelen yeni bir sığınmacı dalgasına yol açabilecektir. Ayrıca Türkiye’nin enerji ithalatında önemli paya sahip olan İran’a yönelik yaptırımların sıkılaşması, Ankara’nın enerji maliyetlerini yukarı çekebilir. Diplomatik cephede ise Türkiye, İran ile iş birliği yaparken bir yandan da ABD ile ilişkilerini dengelemek durumundadır. Bu nedenle, Tahran-Washington hattındaki her gerilim, Türk dış politikasının manevra alanını daraltmaktadır.