Gazze Şeridi, içme suyu kalitesindeki ciddi bozulma ve artan kirlilik nedeniyle eşi benzeri görülmemiş bir sağlık ve çevre felaketiyle karşı karşıya. Gazze Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Dr. Münir El-Burş, Salı günü yaptığı açıklamada, su kaynaklarındaki kirliliğin halk sağlığı üzerinde ağır bir yük oluşturduğunu ve bu durumun artık kontrol altına alınamaz bir noktaya ulaştığını belirtti. İsrail'in uzun süredir uyguladığı abluka nedeniyle Gazze'deki su arıtma tesislerinin büyük bölümü çalışamaz durumda; bu da bölgedeki su kaynaklarının doğrudan kanalizasyon ve tarımsal atıklarla karışmasına yol açıyor.
Su kirliliği: Sağlık üzerindeki etkiler
Dr. El-Burş, su kaynaklarındaki kirlilik seviyesinin özellikle son bir yılda kritik eşiği aştığını ve ortalama kirlilik konsantrasyonunun uluslararası standartların çok üzerine çıktığını ifade etti. Yapılan testler, içme suyu örneklerinde koliform bakterisi ve nitrat oranlarının sağlık limitlerinin 10 katından fazla olduğunu gösteriyor. Bu durum, özellikle çocuklar ve yaşlılar olmak üzere bölge halkında su kaynaklı hastalıkların (ishal, kolera, tifo) yaygınlaşmasına neden oluyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, Gazze'de çocuk ölümlerinin yaklaşık yüzde 25'i su kaynaklı hastalıklardan kaynaklanırken, bu oran abluka öncesine göre belirgin şekilde artmış durumda.
Uzmanlar, Gazze'nin sahip olduğu tek doğal tatlı su kaynağı olan Kıyı Akiferi'nin aşırı kullanım ve deniz suyu girişi nedeniyle tuzlandığını belirtiyor. Ayrıca, kanalizasyon altyapısının çökmesi ve atık su arıtma tesislerinin enerji yetersizliği nedeniyle işletilememesi, atık suların doğrudan denize veya toprağa karışmasına yol açıyor. Bu da hem halk sağlığını hem de Gazze kıyı şeridindeki ekosistemi tehdit ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Gazze'deki su krizi yalnızca bir insani mesele değil, aynı zamanda bölgesel bir çevre felaketi olarak da değerlendiriliyor. Akdeniz'e dökülen kirli sular, deniz ekosistemini olumsuz etkilerken, Mısır ve İsrail kıyılarında da kirliliğin izleri görülüyor. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insani yardım kuruluşları, Gazze'deki su altyapısının yeniden inşası için acil fon sağlanması çağrısında bulunuyor. Ancak İsrail'in uyguladığı abluka ve güvenlik gerekçeleri, malzeme ve ekipman girişini engelliyor; bu da çözümü giderek zorlaştırıyor.
Uzmanlar, su krizinin bölgedeki istikrarsızlığı derinleştirebileceğine dikkat çekiyor. Su kaynakları üzerindeki baskı, toprak ve kaynak çatışmalarını tetikleyebilir; ayrıca Filistinlilerin göç etme riskini artırabilir. Bu durum, uluslararası toplumun daha güçlü bir angajmanını gerektiriyor. Ancak İsrail-Filistin çatışmasının devam eden siyasi boyutu, su konusundaki iş birliğini neredeyse imkânsız hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği güçlü destekle biliniyor. Bu nedenle Gazze'de yaşanan su ve sağlık krizi, Ankara'nın insani yardım gündeminin önemli bir parçasını oluşturuyor. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ve insani yardım kuruluşları, geçmişte Gazze'ye su arıtma cihazları ve sağlık malzemesi sevkiyatı yapmıştı; ancak abluka koşulları bu yardımların sürdürülebilirliğini sınırlıyor. Ayrıca, Gazze'deki su krizinin büyümesi, Doğu Akdeniz'deki çevre felaketleri konusunda Türkiye'nin bölgesel iş birliği çabalarını da etkileyebilir. Türkiye'nin, Kıbrıs ve Mısır ile koordineli bir şekilde bu krize acil müdahale etmesi, hem insani meşruiyetini artıracak hem de Orta Doğu'daki rolünü güçlendirecektir.