ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat 2026'da İran'a yönelik ortak bir ABD-İsrail askeri operasyonu olan 'Epic Fury' (Epik Öfke) harekâtının başladığını duyurdu. Operasyonun hedefleri arasında İran İslam Cumhuriyeti'nin devrilmesi de yer alıyor. Trump, İran halkına hitaben yaptığı açıklamada, 'İşimiz bittiğinde' ifadesini kullandı ancak cümle yarıda kesildi. Bu gelişme, Ortadoğu'da rejim değişikliği operasyonlarının yarım yüzyılı aşkın süredir devam eden başarısızlık sicilini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Geçmişten Günümüze Rejim Değişikliği Operasyonları
Ortadoğu'da rejim değişikliği girişimlerinin tarihi, 1953'teki İran darbesiyle başlar. CIA ve MI6'nın desteklediği darbe, Başbakan Muhammed Musaddık'ı devirerek Şah Muhammed Rıza Pehlevi'yi iktidara getirmişti. Bu operasyon, ABD'nin bölgedeki çıkar odaklı müdahalelerinin ilk örneği oldu. 1958'de Lübnan'a yapılan askeri müdahale, 1980'lerde Afganistan'daki mücahitlere verilen destek ve 2003'te Irak'ın işgali, bu politikanın devamı niteliğindeydi.
2003 Irak işgali, rejim değişikliği operasyonlarının en çarpıcı örneği oldu. Saddam Hüseyin'in devrilmesi, ülkeyi kaosa sürükledi; mezhepsel çatışmalar, iç savaş ve IŞİD'in yükselişine zemin hazırladı. Libya'da 2011'de gerçekleştirilen NATO müdahalesi de Muammer Kaddafi'yi devirdi, ancak ülke parçalanarak uzun süren bir iç savaşa gömüldü. Suriye'de ise Esad rejimine yönelik destek, müdahale çağrılarına rağmen sınırlı kaldı ve iç savaş devam ederken rejim ayakta kaldı.
Bölgesel ve Küresel Sonuçlar
Bu operasyonların ortak sonucu, hedeflenen ülkelerde istikrarın sağlanamaması oldu. Rejim değişikliği, çoğu zaman yeni yönetimlerin halkın meşruiyetini kazanamamasına, güvenlik boşluklarının oluşmasına ve bölgesel güç dengelerinin bozulmasına yol açtı. ABD'nin bu politikaları, Ortadoğu'da derin bir güvensizlik yarattı; İran ve diğer ülkeler, kendi güvenliklerini tehdit olarak algıladıkları bu müdahalelere karşı önlemler geliştirdi.
'Epic Fury' operasyonu, bu geçmiş deneyimlerin gölgesinde başlatıldı. İran'a yönelik askeri bir müdahale, İran'ın nükleer programını durdurmayı ve rejim değişikliğini amaçlasa da, uzmanlar bu girişimin de başarısız olacağını, bölgesel bir savaşa yol açabileceğini ve küresel enerji piyasalarını olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. İran'ın coğrafi konumu, askeri kapasitesi ve bölgesel nüfuzu, bu operasyonu diğerlerinden daha riskli hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la sınır komşusu olmanın yanı sıra, enerji ticaretinde ve bölgesel güvenlik meselelerinde İran'la yakın ilişkilere sahiptir. Olası bir ABD-İsrail operasyonu, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilir. Türkiye, sınır güvenliğini tehdit edebilecek ve mülteci akınlarına neden olabilecek bir krizden kaçınmak ister. Ayrıca, Ankara, Orta Doğu'da güç dengelerinin değişmesini kendi çıkarları açısından riskli görmektedir. Bu nedenle Türkiye, diplomasiye öncelik veren, istikrarı korumayı hedefleyen bir tutum sergilemektedir. Türkiye'nin Katar'daki askeri varlığı veya Libya'daki angajmanı gibi bölgesel politikaları, olası bir çatışmada önemli bir denge unsuru olabilir.